Açıköğretim Adalet
Adalet 1. Yarıyıl Dersleri
Adalet 2. Yarıyıl Dersleri
Adalet 3. Yarıyıl Dersleri
Adalet 4. Yarıyıl Dersleri
Eğitim Setleri
Eğitim Videoları
İçerik Tarihi: 23-01-2014

12 Eylül 1980 Darbesi ve Sonrasında Türkiye Konusu

12 Eylül 1980 Darbesi ve Sonrasında Türkiye Konusu


Genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanlarından oluşan Milli Güvenlik Konseyi “devletin temel kurumlarının işlemez hâle getirildiği, siyasilerin kısır çekişmelerinin ülkeyi sıkıntılardan kurtarmak için gerekli tedbirlerin alınmasına engel olduğu, toplumda Atatürkçülük yerine irticai ve sapkın ideolojilerin hakim olduğu” suçlamalarını yaparak meclis ve hükûmeti feshetti ve milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırdı.

Tüm yurtta sıkıyönetim ilan edilerek yurt dışına çıkışlar yasaklandı. Konsey, iktidar ve muhalefetin aktif yöneticilerinin hepsini gözaltına alarak çok sayıda dava açmıştır. Daha sonra çıkarılacak siyasi partiler kanunuyla kapatılan partilerin üst düzey yöneticilerine yeni dönemde siyaset yasağı getirilecektir. Seçimlerde ülke genelinde oy barajı sistemi getirilerek küçük partilerin Meclise girmeleri önlenmeye çalışılması demokratik açıdan eleştirilen bir tavır olmakla birlikte geçerliliğini 21. asır seçimlerinde de sürdürecek bir yöntem olarak iktidardaki partilerin vazgeçemediği bir uygulama olarak demokrasi tarihimize geçmiştir.


Bülent Ulusunun Başbakan ve Turgut Özalın ekonomiden sorumlu başbakan yardımcısı olduğu dönemde yaşanan banker skandallarının yanı sıra bölge insanına getirilen kültürel yasaklamalarla Güney Doğudaki terör toplumsal destek bulmaya başlamış, asayiş problemleri hemen bitirilememiştir. Önceki darbede olduğu gibi bu aşamada da Atatürk ilke ve inkılaplarına yönelik saldırıların önleneceği, sosyal ve ekonomik reformların hayata geçirileceği gündeme gelmiştir.


Büyük şehirlerdeki asayiş meselesinin köyden kente kontrolsüz göçten kaynaklandığına dayanan bir varsayımla varoşlar kontrol edilmeye ve kademeli olarak temel alt yapı hizmetleri götürülmeye çalışıldı. Problemlerin 1961 Anayasasının çok serbest anlayışından kaynaklandığı düşüncesinden hareketle hazırlanan yeni Anayasa ve Konsey Başkanı Kenan Evrenin cumhurbaşkanlığının %92 gibi yüksek bir oyla kabul edilmesi vatandaşların darbe öncesi ortamdan ne kadar şikâyetçi olduklarını en iyi anlatacak göstergelerden biridir.


Üniversiteler ve yerel yönetimlerde şekli ve idari mahiyette tek tiplilik ve kontrol düzeni getirilmeye çalışılan bu dönemde Atatürk ilke ve inkılaplarının ilmi metotlarla araştırılıp halka ve gençliğe aktarılması görevini yerine getirmek üzere Atatürk Araştırma ve Atatürk Kültür Merkezleri kurulmuş, Türk Tarih ve Türk Dil Kurumlarıyla birlikte Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu çatısı altında bir araya getirilmiştir.


3 Mart 1983te kabul edilen Siyasi Partiler Kanunu ile siyasi faaliyetler serbest bırakılmakla birlikte önceki dönemde genel başkan, yönetim kurulu üyesi veya milletvekili olanlara siyasi yasak getirildi. Okul, kışla ve adalet kurumunu siyasetten uzak tutma anlayışıyla yapılan düzenlemeler önceye nispetle politikaya ilgisiz bir toplum yaratma hedefini göstermektedir. Konseyin veto yetkisini de kullanarak siyasi hayattaki vatandaş tercihini şekillendirme çabalarına karşın Turgut Özalın ülkede mevcut dört eğilimi birleştirme iddiasındaki Anavatan Partisi 19831991 yıllarında ülkeyi yönetme yetkisini milletten almıştır.


Turgut Özalın başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı dönemi uzun süreli yüksek enflasyonun bir neticesi olarak ortaya çıkan gelir dağılımı adaletsizliğini ortadan kaldırmak ve bir orta sınıf oluşturmayı hedeflemişti. Ancak parti kadrolarının kendi arasında anlaşmazlığa düşmelerinin de etkisiyle bu proje uzun soluklu olamadı.

Ekonomide devletin özel kesimin istediği her alandan hemen çıktığı, hangi yolla olursa olsun ihracat yapmak ve para kazanmak düşüncesinin ahlaki değerlerden bağımsız olarak hedef seçildiği bir dönem yaşanmıştır.

ABDnin 1991 Körfez Savaşı sırasında ve sonrasındaki uygulamalarından ekonomik olarak etkilenen ülkede enflasyonun artması, grevlerin başlaması, orta direğin çökmesine yol açarken idari ve siyasi bakımlardan artan ümitsizlik kitlelerin dine sığınma ihtiyacını tetiklemiştir.


Siyasi yasaklıların yapılan 1987de yapılan referandumla siyasete dönmelerini takiben yapılan seçimler yeniden koalisyonlar devrini başlatmıştır. Eski liderlerin siyasi tabanlarını temsil eden yeni partilerde devam etmesinin istisnası 1985te eşi Rahşan Ecevit tarafından kurulan Demokratik Sol Partinin başına geçerek Cumhuriyet Halk Partisine rakip olan Bülent Ecevit oldu. Ecevit, klasik Cumhuriyet Halk Partisi söylemlerinden farklı yaklaşımlarıyla 90lı yılların siyasi hayatında etkin rol oynamaya devam etti. 1991 seçimlerinden sonra Türk siyasi hayatının mevcut iki büyük partisinin: Doğru Yol Partisi ve Sosyal Demokrat Halkçı Partinin bir araya gelmesi ile başlayan süreç iki binli yılların başına kadar devam edecektir. Bu dönemde de terör olayları toplumun her kesiminden kurbanlar alarak devam etmiştir.

 Devlet bürokrasisinin azaltılması, ceza kanununda yapılan değişiklikler düşünce hayatının da önünü açacak özellikler taşıyordu. Hükûmetin “ülke insanları arasında ayrım gözetmeden herkesin anadili, kültürü, tarihi, folklorunu araştırıp geliştirmesi ve yaşatmasını temel hak ve özgürlükler” olarak mütalaa etmesi toplumsal barışı destekleyecek mahiyette idi.


Körfez Savaşınm doğrudan ve dolaylı etkileri kadar 1990da Sovyetler Birli ğinin dağılması sürecinde ortaya çıkan “Adriyatikten Çin Seddine Kadar Türk Dünyası” gibi iddialı söylemlerin altı doldurulamadığı için Türkiyenin bölgesel güç olma hayalleri gerçekleştirilemedi.

 Seçimlerdeki baraj engeline karşı ittifaklar yapan partilerin hemen her düşünceyi meclise taşımaları Türk demokrasisi adına sınırlı bir kazanım olarak ifade edilebilir. Ancak siyasi cinayetlerin önlenememesi yanında doğuda gelişen ayrılıkçı terör faaliyetlerinin sosyal ve kültürel zeminine yönelik tedbir söylemlerinin etkili bir şekilde uygulanamaması sıkıntıların gelecek yıllara taşınmasına yol açmıştır.

 Her ne kadar devletin ekonomik alanda küçültülmesi, düşünce suçlarına karşı anayasada düzenlemeler yapılarak uluslararası insan hakları sözleşmelerine taraf olunması gibi adımlar atılmış, otoyollar ile ulaşım sektöründe önemli gelişmeler yaşanmışsa da düzenli ve planlı topyekûn bir kalkınmanın gerçekleştirildiğini söylemek zordur.

 Özalın yakın tarih konularını atıf yaparak Türkiyenin artık tarihiyle barışması gerektiği yolundaki vurgusu sosyal meselelere tarihî ve kültürel arka plan olarak Osmanlı tarihinin öğrenilmesi ihtiyacını besledi.

Onun Türk Cumhuriyetlerine yaptığı 12 günlük uzun geziden dönüşü sonrasında 17 Nisan 1993te aniden vefat etmesi tüm yurtta üzüntü yarattığı gibi ölüm sebebi de daimi bir tartışma konusu olmuştur.

 

Özalın vefatıyla başlayan Süleyman Demirelin cumhurbaşkanlığı döneminde de koalisyonlar, seçim barajları tartışmaları öne çıktı. Doğu Anadoluda etkin yerel siyasi partilerin meclise girememelerinin de katkısıyla bölge halkından destek almaya başlayan terör örgütüne karşı mücadele gündemin ana başlıklarından birini oluşturmuştur.


5 Nisan 1994 kararları olarak tarihe geçen ekonomik önlemler, getirilen yeni vergiler ve paranın değer kaybı toplumun büyük kesimlerinin daha da fakirleşmesini simgeliyordu. Bu dönem de terör faaliyetlerinin engellenerek bölgeye yatırım götürme çabalarına sahne olmuştur. 1995 seçimlerinden sonra hiçbir partinin milletten hükûmet kuracak kadar destek alamadığı ortamda Bülent Ecevitin dışarıdan desteklediği çok kısa süreli Doğru Yol/Anavatan Koalisyonundan sonra 28 Haziran 1996da Refah Partisi Doğru Yol Koalisyon Hükûmeti kuruldu.


Refah Partisi, Doğru Yol Partisi Koalisyonunda Necmettin Erbakanın başbakanlığı sırasında basına yansıtılan uç dinî söylemler üzerine Milli Güvenlik Kurulu 28 Şubat 1997de hükûmeti uyardı. Laiklik karşıtı eylemlerin engellenmesi, eğitimde 8 yıllık kesintisiz sisteme geçilmesi gibi istekler hükûmet tarafından da kabul edildi. MGKnın bu uyarısı darbeden önceki son hamle olarak postmodern bir darbe şeklinde vasıflandırıldı. Başbakan Necmeddin Erbakanın aralarındaki koalisyon protokolü gereği başbakanlığı koalisyon ortağına devretmek için istifa etti. Ancak Cumhurbaşkanı Demirel yeni hükûmeti kurma görevini koalisyonun diğer ortağı yerine Anavatan Partisi Başkanı Mesut Yılmaza verdi.


Siyasi ortamın gerginliğini dikkate alarak farklı kombinezonlarla kurulan ANAP/DSP/DTP Koalisyonu sırasında terör örgütüne yardım eden Suriye ile savaşın eşiğine gelindi. Koalisyon, politik hesaplaşmalar dolayısıyla bozulunca bu defa DYP ve ANAP desteğiyle Bülent Ecevitin başkanlığında DSP azınlık hükûmeti kuruldu. İki sağ partinin desteğiyle sol bir partinin azınlık hükûmeti kurması Türk demokrasi hayatında önemli bir gelişme olarak nitelendirilebilir.

 Bu süreçte Ecevitin dinî değerlere saygılı laiklik söylemi ve samimiyeti geniş toplum kesimlerine ulaşmayı başardı. 18 Nisan 1999 seçimlerinde DSP birinci parti oldu. Cumhuriyet döneminin ilk partisi olan Cumhuriyet Halk Partisinin ilk defa Meclis dışında kaldığı bu dönemde Ecevitin başbakanlığm da ANAP ve MHP ile koalisyon kuruldu.


Merkez sol, merkez sağ ve daha sağda üç partiden oluşan hükûmetin, aşırılıkları törpülenmiş farklı eğilimlerin bir arada buluşarak ülke yönetebileceklerini gösteren önemli bir deneyim olduğunu söyleyebiliriz. Bu gelişme Türk siyasetinin farklılıkları hazmedebilen bir noktaya geldiğini göstermesi bakımından da ayrıca önemlidir.


Ekonomik sıkıntıların halli bu hükû metin de en önemli gündem maddesi olmuştur. 2000 yılındaki ekonomik kriz üzerine hükûmet, Dünya Bankasında üst düzey görevde bulunan Kemal Dervişi ekonomiden sorumlu devlet bakanlığına getirerek onun hazırladığı ekonomik programı hayata geçirdi.

Ekonomik göstergelerin düzelmeye başladığı sırada koalisyon üyeleri arasında politik çıkarların öne çıkarılmasından kaynaklanan sorunlar ve başbakan ile cumhurbaşkanı arasında yaşanan tartışmalar vesilesiyle sonlanan DSP, ANAP ve MHP koalisyonundan sonra 3 Kasım 2002 de yapılan seçimlerden sonra Adalet ve Kalkınma Partisi dönemi başlamıştır.
 

 

bülent ecevit

  

2001 de kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi, 3 Kasım 2002 seçimlerinde en yüksek oyu alarak Abdullah Gül başkanlığında 58. Hükûmeti kurmuştur.

 Okuduğu bir şiir dolayısıyla siyasi yasaklı olan Partinin kurucu başkanı Recep Tayyip Erdoğan, siyasi yasağının kalkmasından sonra 15 Mart 2003te 59. Hükûmetin başbakanı olmuştur.

 Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetleri döneminde Türkiyenin ekonomik, siyasi, ve sosyal alanlarda yeniden gelişme gösterdiği bir süreç başlamıştır. 21. yüzyılın ilk on yılında yapılan üç genel seçimde de gittikçe artan bir oy oranı ile işbaşına gelen hükûmetlerin uygulamaları demokratikleşme, sivilleşme ve çağdaşlaşma yolunda istikrarla ilerleyen bir Türkiye manzarası göstermeye başlamıştır.

Türkiye, dünya ölçeğinde ve bilhassa Orta Doğuda yaşanan küresel ve bölgesel çatışmalara, iç ve dış kaynaklı siyasi, sosyal ve ekonomik büyük sorunlarına rağmen Cumhuriyetin 100. kuruluş yıl dönümünde ekonomik ve siyasi alanda dünyada önemli bir güç olma hedefine doğru yürümektedir.

 

 

 

 

Atatürk İlkeleri Ve İnkılap Tarihi 2 Eğitim Seti İçin Tıklayınız...