Açıköğretim Adalet
Adalet 1. Yarıyıl Dersleri
Adalet 2. Yarıyıl Dersleri
Adalet 3. Yarıyıl Dersleri
Adalet 4. Yarıyıl Dersleri
Eğitim Setleri
Eğitim Videoları
İçerik Tarihi: 23-01-2014

12 Marttan 12 Eylüle Türk Siyasetinde Gelişmeler Konusu

12 Marttan 12 Eylüle Türk Siyasetinde Gelişmeler Konusu


12 Mart Muhtırasıyla siyasete yapılan uyarı nihai darbeye dönüşmek için bir on yıl bekleyecektir. Başbakanın istifa edip kenara çekilmesine mukabil CHP lideri İnönü, Muhtıranın parlamento hayatının devamını engellediğini belirterek sert tepki göstermiştir. Bununla birlikte partiler üstü bir hükûmet teklifine de destek vermiştir. AP, CHP, Güven Partisi ve parlamento dışından alınan destekle 27 Martta Nihat Erim başkanlığında bir ‘Teknokratlar Hükûmeti oluşturuldu.


Yeni hükûmet ilk olarak asayiş meselesine el attı. Şehir gerillaları hâlinde faaliyet gösteren Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu militanlarının adam kaçırma, banka soyma eylemleri devletin istihbarat kurumlarının yardımlarıyla durdurulmaya çalışıldı. 11 ilde ilan edilen sıkıyönetimin hedefinde ideolojik terör eylemlerini bitirmek, laik cumhuriyeti tehdit edecek faaliyetleri kontrol altına almak, bölücü terör faaliyetlerini engellemek ve Kıbrısa olası bir müdahale için zemin hazırlamak vardı. Basın yayın organları, sendikalar ve üniversitelerdeki siyasi gençlik örgütlerinin faaliyetlerine kısıtlamalar getirildi ve Türkiye İşçi Partisi kapatıldı.


Erim Hükûmeti seçimle gelmediği için rahat kararlar almak, siyasi endişelerden uzak bir yaklaşımla ekonomik durumu düzeltmek iddiasındaydı. Toprak, eğitim ve vergi reformları, petrol ve değerli madenlerin devletleştirilmesi, ağır sanayinin kurularak montaj yapmaktan kurtulmak gerektiği, tarımın modern-leştirilerek ortak pazarla rekabet edecek hâle getirilmesi ilk sırada yapılacak işler olarak sayılıyordu. Ancak reformlardan etkilenecek kesimlerin tepkileri hükûmetin devamını engelledi. Hedeflerine ulaşamayacağını gören Erim Hükûmeti 3 Aralık 1971de istifa etti.


Nihat Erim, reform paketinin belli çevreler için rahatsız edici ögelerini çıkarmış olarak bir hafta sonra tekrar hükûmeti kurdu. Tarım ve ekonomi reformu, madenlerin millileştirilmesi olmadan yola çıkan yeni hükûmet ise Ceza Yasası ve devlet güvenlik mahkemelerinin kurulması önerilerine pek tepki almazken kanun hükmünde kararnamelerle yönetimi sürdürme isteğine her kesimden tepki gelince yeniden istifa yo-lunu seçti.


Suat Hayri Ürgüplü ve Ferit Melen ve nihayet Naim Talu ile geçiştirilmeye çalışılan dönemde anarşiden sorumlu olduğu düşüncesiyle üniversitelerin ve akademisyenlerin pasifleştirilmesini sağlayacak düzenlemeler yapıldı. Dönemin en önemli değişimi ise Bülent Ecevitin 14 Mart 1972de CHP genel başkanlığına seçilmesi oldu. Aydın vesayetine karşı çıkarak “halkın da kendi çıkarlarının nerde olduğunu pekiyi sezdiğini, şimdiye kadar devrimcilere oy vermemesinin gericiliğinden değil,
devrimcilerin kendisinden kopuk olduğunu görmesinden kaynaklandığını kabul etmemiz gerekir” diyen Ecevit delegelerin büyük desteğini almıştır.


Buna paralel olarak muhtıra ile kapatılan Milli Nizam Partisi yerine Milli Selamet Partisi kurulmuştu. Yeni parti de ekonomik sıkıntılardan bunalan toplumun dinî motiflere daha yakınlaştığı düşüncesiyle îslami söylemleri öne çıkarmıştır. Cumhurbaşkanlığına ise orduya rağmen büyük partilerin iş birliği sonucu yine asker kökenli Fahri Korutürk seçilmiştir.
1973 genel seçimlerinin sonucu Türkiyeyi koalisyonlara mecbur etmiştir.

 Uzun arayışların sonunda 25 Ocak 1974te kurulabilen CHP ile MSP arasındaki ilk koalisyon düşünce suçlarına af, demokratik düzenlemeler, tarım ve vergi reformu, sanayinin bölgeler arasında dengeli dağıtımı, elektrik üretiminde su ve kömür kullanmak, petrol başta olmak üzere madenlerin üretimini devlet kontrolüne almak gibi kapsamlı ve iddialı hedeflerini öne koyarak yola çıktı.

Koalisyon ortaklarının parti tabanları ve basından gelen eleştirilere rağmen genel af ve haşhaş ekimine izin vererek işe başlaması ülke genelinde bir iyimserlik doğurmuştur. Anayasanın 141 ve 142. maddelerinin kaldırılması konusunda yaşanan anlaşmazlık da Kıbrıs Barış Harekâtı dolayısıyla dondurulmuştur. Türk dış politikasını bundan sonra âdeta ipotek altına alacak olan harekât iki aşamada adada yaşayan Türk toplumunun güvenliğini sağlamıştır. Buna mukabil harekâtın kazanımlarını paylaşmada anlaşamayan hükûmet ortağı iki parti koalisyonu bozarak yeni bir hükûmet krizi yarattılar.


Sadi Irmakın başkanlığındaki teknokrat ağırlıklı çözüm arayışı partilerden destek bulamadığı için yürümedi. Nihayet 31 Mart 1975de Süleyman Demirelin başkanlığında Adalet Partisi, Milli Selamet Partisi, Cumhuriyetçi Güven Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisinin işbirliğinde Milliyetçi Cephe Hükûmeti kuruldu. Hükûmet programı dengeli bölgesel kalkınma, iş hayatına yönelik düzenlemeler ve tarım sahasında iyileştirmeler yapmayı hedeflerken öğrenci olayları silahlı sağ-sol çatışmaları hâlinde gelişmeye başladı.


Hükûmet partileri devlette kadrolaşma çabalarını sürdürürken dışarıda CHP milliyetçi cepheye karşı siyasi mücadeleyi bütün hızıyla geliştiriyordu. Hızla artan siyasi ve toplumsal kamplaşma iktidarı sağ, muhalefeti de bütün sol faaliyetlerin hamisi hâline getirmiştir.

Siyasetteki bu bölünmüşlüğün devletin her kademesinde yansımaları görülecektir. 12 Eylül Müdahalesi öncesi öğretmen, memur, polis gibi meslek gurupları başta olmak üzere hem toplum hem de işçi-memur kesimi tam bir bölünmüşlük manzarası gösterecektir. Koalisyon hükûmetleri deneyimi, güçlü parlamento desteğine sahip, köklü önlemler alabilen tek parti hükûmetleri ile ülkenin meselelerinin aşılabileceğini gözler önüne sermiştir.


Sağ kesim partilerin komünizm, sol partilerin ise faşizm tehdidi ile halkı uyarmaları, DÎSKin Taksimdeki 1 Mayıs 1977 mitinginde çıkan olaylarda 34 kişinin hayatını kaybetmesi toplumun her kesiminde önemli bir sarsıntı yaratmıştır. Koalisyonlardan beklediğini bulamayan seçmenin 5 Haziran 1977 seçimlerinde üç parti etrafında toplandıkları görüldü. Ancak yine tek parti iktidarı yoktu. Seçimlerden birinci parti olarak çıkan CHPnin kurduğu azınlık hükûmeti güvenoyu alamayınca Süleyman Demirel, MSP ve MHP desteğiyle ikinci “Milliyetçi Cephe” hükûmetini kurmuştur. Toplumsal siyasi şiddetin hız kesmediği bu dönemin ilk 15 gününde 26 siyasi cinayetin işlenmiş olması diğer politikaların da etkinliğini sınırlandırıyordu. 11 Aralık 1977 yerel seçimlerinden sonra güven tazelemek isteyen hükûmet düştü.


Bu karmaşa sürecinin uzun süreli sayılabilecek hükûmetini APden istifa eden bağımsız milletvekilleriyle CHP kurdu. Ancak sokaktaki kavga ayniyle mecliste devam ederken şiddeti biraz daha artmıştı. Hükûmet toplum polisine takviye olarak


“mavi bereli” özel kuvvetleri devreye soktu. Bu dönemde terör üniversite ve basın mensuplarına yönelerek daha fazla ses getirmeye çalıştı. Siyasi örgütlenme ve şiddet liselere kadar etkisini yaymıştı. Üniversite öğretim üyeleri, gazeteciler terörün hedefi olmaya başladılar. Her gün otobüs duraklarının, kahvehanelerin kurşunlandığı, can kayıplarının eksik olmadığı, kendi hâlindeki vatandaşların bile sabah evden çıkarken hane halkı ile helalleştiği bir belirsizlik ortamı yaşanmaya başlamıştı.

 Toplumun temel ihtiyaç maddelerini teminde yaşadığı zorluklar, temel gıda maddeleri için uzayan kuyruklar, yeniden hortlayan karaborsa, günlük yaşantıdaki altyapı eksikliğini daha bir görünür kılmaktaydı.

Hükûmetin normal yollardan süreci idare etmek için direnmesine karşın Sivas, Malatya, Bingölde yaşanan mezhep çatışması kışkırtmaları toplumsal birlikteliği yok etmeye yönelmişti. Birtakım karanlık odakların 22 Aralık 1978 de Maraşta mezhep farklılığını körükleyerek çıkarttıkları çatışma 100den fazla ölü ve 1000 civarında yaralı ile bardağa taşıran damla oldu. Ancak zırhlı birliklerin müdahalesi ile durdurulabilen bu çatışmalardan sonra hükûmet 25 Aralık 1978 günü 13 ilde sıkıyönetim ilan etmek zorunda kaldı.


Ancak ilginç bir şekilde sıkıyönetimin de siyasi çatışmalar ve ölümlere engel olamadığı görüldü. Muhalefet hükûmeti askerin faaliyetini engellemekle suçluyordu. Darbeden sonra da askerin aynı şikayeti dillendirmesi ilginç bir uyum olmuştur. Ekonomik dengeler alt üst olmuştu. Geniş toplum kitlelerinin can, mal, inanç konularında tedirginliği artmıştı. Hükûmet, meclisteki siyasi desteği en alt seviyeye inmiş bir hâlde Uluslararası Para Fonu (IMF)na müracaat etmek zorunda kaldı.

 

devlet hukuku

 

 

cumhuriyet

 

 

Ancak bu son hamle ile yeterli siyasi desteği tükettiği ara seçimlerde ortaya çıkan hükûmetin istifası kaçınılmaz oldu. B.Ecevitin 16 Ekimde istifasının ardından bütün sağ partilerin desteği ile Demirel azınlık hükûmeti kuruldu.

 Günde ortalama 20 vatandaşımızın hayatını kaybettiği o günlerde eski Başbakanlardan Nihat Erim ve DİSK Başkanı Kemal Türkler in öldürülmeleri anarşi ve terörün ulaştığı boyutu gösteren uç olaylardır. Mezhep çatışmalarının hız kesmeden devamının yanı sıra ülkenin her yerinde devletin güvenlik güçlerinin giremediği kurtarılmış bölgeler ortaya çıkmıştır.

 Artan hayat pahalılığının yanında Avrupadan daha önce döviz göndererek ekonomiye destek olan işçilerin de dönmek zorunda kalmaları ekonomiyi iyice zora sokmuştur. Başbakanın ifadesiyle: “ülke 70 cente muhtaç bir hâle gelmiştir”.

 

Kıbrıs Barış Harekâtından sonra maruz kalınan Amerikan ambargosu, dış iliş¬kilerin kötüleşmesinden etkilenen kredi musluklarının kapanması, radikal kararlar almayı bir zaruret hâline getirdi. 24 Ocak kararları ile iki aşamada yapılan %73lük değer düşürme ile uluslararası mali piyasaların beklentisi karşılanarak dışarıdan kredi alınmaya çalışıldı. Anarşik olayların engellenemediği sıkıyönetim ortamında siyasiler arasındaki kısır çatışmaların da her kademeye yayılmış olması geleceği belirsizleştiriyordu.

a Lider seviyesindekilerin hiçbir şartta bir araya gelmeme inadı¬nın siyaset kanalını tıkanması üzerine Türk Silahlı Kuvvetleri, İç Hizmet Kanununa dayanarak 12 Eylül 1980de yönetime el koymuşlardır.

 

 

 

 

Atatürk İlkeleri Ve İnkılap Tarihi 2 Eğitim Seti İçin Tıklayınız...