Açıköğretim Adalet
Adalet 1. Yarıyıl Dersleri
Adalet 2. Yarıyıl Dersleri
Adalet 3. Yarıyıl Dersleri
Adalet 4. Yarıyıl Dersleri
Eğitim Setleri
Eğitim Videoları
İçerik Tarihi: 23-01-2014

1960 1980 Dönemi Sosyal ve Kültürel Araştırmalar / Gelişmeleri Konusu

1960 1980 Dönemi Sosyal ve  Kültürel Araştırmalar / Gelişmeleri Konusu


1960 müdahalesinden sonra hem Millî Birlik Komitesi(MBK)nin hem hükûmet hem de muhalefetin söyleminde dinin siyasete alet edilmemesi ana ilke olarak yer almıştır. MBK en büyük amaçlarının “dini gerici siyasi eylemlerin aleti hâline sokmadan saf ve lekesiz kılmak” olduğunu belirterek siyasetçilerin seçim öncesi ve sonrasında dini kullanmayacaklarını ilan etmelerini istiyordu.

Halkın bilgilendirilmesi sayesinde yakın gelecekte Kuranın Türkçe okunması talebinin halktan geleceğine inandığını dile getiren Komite, Kasım 1959da kurulan Yüksek İslam Ensti tüsünde reform yapılarak iktisat, ekonomi, medeni hukuk ve sosyoloji gibi konuların da ders programlarına eklenmesine karar vermiştir. Din görevlilerinin mali haklarında iyileşme yapılmasını da öngören Komite, öğrencilerin müspet ilimleri de öğrenmeleri halinde taassuba kaçmalarının önüne geçilebileceğini düşünmüş olmalıdır.

 Komitenin din sahasındaki önemli bir adımı ise Kuranın Türkçeleştirilmesi çalışmalarını başlatması olmuştur. Din adamları ve profesörlerden oluşan bir heyetin 67 ay içinde tercümeyi tamamlayacağı umuluyordu. Din eğitiminin din adamlarına bırakılması kabullenilerek, halkın büyük bir çoğunlukla bir araya geldiği Cuma namazlarını daha etkili kılabilmek için Diyanet İşleri Başkanlığınca Hutbeler dergisi çıkarılmaya başlandı. “Batı kültürünü ve dillerini bilen, eğitimli ilerici din adamları yetiştirmek iddiaları dile getirildi. Ancak gerek siyasi partilerin oy kaygısı gerekse dinî cemaatlerin siyasi idareyle iş ilişkileri bu uzlaşmın sözde kalmasına sebep oldu.


9 Temmuz 1961 tarihinde kabul edilen Anayasa ile devlet demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olarak kabul edilmiştir. Bu anayasa ile yumuşak bir kuvvetler ayrılığı gerçekleştirilmiştir. Yasama görevi Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosuna verilmiştir. Temel hak ve hürriyetler konusunda daha ayrıntılı olan yeni anayasa ile Anayasa mahkemesi kurulmuştur. İşçilerin “iktisadi ve sosyal durumlarını korumak veya düzeltmek amacıyla toplu sözleşme ve grev haklarına sahip oldukları” kabul edildi. Bu hakların kullanılması ve istisnaları ve işverenlerin haklarının kanunla düzenleneceği belirtildi. Buna ek olarak ücretli hafta ve bayram tatili ile ücretli yıllık izin hakkının kanunla düzenleneceği anayasada yer aldı.


İkinci İnönü Hükümeti din eğitimi hususunda yeniden bir yapılanmaya giderek müftü ve imamların eğitiminin iyileştirilmesiyle dinin siyasete alet edilmesinin önüne geçilebileceğini ümidini dile getirdi. Suat Hayri Ürgüplü Hükümeti İmam Hatip Okullarını bitirenlerin ilkokul öğretmeni olabileceklerini açıklarken Adalet Bakanlığı da komünizmin ülkeye girişinin önündeki en büyük engelin toplumun dini olduğunu belirtiyordu.

 Muhalefetin dini siyasete alet ediyorlar diyerek hükümeti eleştirdiği Ekim 1966da “Türkiyede Diyanet ve Laiklik” üzerine düzenlenen bir toplantıda laikliğin İslamiyeti yok ettiğine dair iddialar seslendirildi.

 Hemen akabinde “alevi partisi” olarak tanımlanan Birlik Partisi kuruldu.
Hükûmet, komünist liderlerin kitaplarının çevirilerini yayınlayan yayıncıları hapis cezalarıyla karşılarken muhalefet, iktidarın tavrını “halkın dikkatini iktisadi ve mali bunalımlardan uzaklaştırmak için komünizm belasını yaratmış” olmak şeklinde tarif ediyordu. Toplumun din konusunda içine sokulmaya çalışıldığı ayrılıklar ilk neticesini Elbistanda vermiş görünmektedir. Şii vatandaşların düzenlediği Ehlibeyt gecesinde Sünnifiii çatışması yaşanmıştır.


Devletin temellerinin din esasına oturtulmasının engellenmesi çabaları iktidar, muhalefet ve ordu yönetimini meşgul ederken toplum, din konusunda son derece hassas olduğunu gösterecektir. Hükûmet Yüksek İslam Enstitüleri açarak batı kültürü ve dillerini de bilen aydın ve ilerici din adamları yetiştirmeyi hedeflediklerini ilan ediyordu. Yargıtay da adli yıl açılış törenlerinde Türkiyenin İslam devleti olmayacağını dile getirerek siyasetin öne çıkarmaya çalıştığı konulara tepki veriyordu. Halk ise bilhassa küçük yerleşim yerlerinde dine karşı bir hareket söylentisinde dahi olaylar çıkarıyordu.

 Nitekim Osmaniyede Kuran yakıldığı haberi üzerine halk olaylar çıkarmış İçişleri Bakanlığı duruma müdahale etmek zorunda kalmıştı. Muhalefet, bilhassa Doğu Anadoluda kanun ve düzenin olmadığını, devlet yönetiminin yerine parti yönetiminin geçirilmeye çalışıldığını, dinin de siyasete alet edildiğini dile getiriyordu. Genelkurmay ise “devletin temel nizamlarını dini esas ve inançlara uydurmak amacıyla” kurulan Mücadele Birliği adlı bir örgütü ortaya çıkardığını bildiriyordu.


Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreteri Bülent Ecevit ise sağsol çatışmalarında kullanılan din motifine farklı yaklaşarak çatışmaların dinle değil ekonomik çıkarlarla ilgili olduğunu iddia etmekteydi.

 Gericileri destekleyenlerin gerçekten yerli ve yabancı çevrelerce sürdürülen kâr mücadelesine katıldıklarını iddia eden Ecevit, yabancı sömürgecilerin kendi ekonomik üstünlüklerini sürdürmek için yaptıkları savaşa yüce bir anlam katmak, kutsal bir görünüş vererek halkı da katmak için dini kullandıklarını savunuyordu. Aradan geçen yıllarda ortaya çıkan bazı bilgiler bu yaklaşımın üzerinde daha dikkatli durulması gerektiğini gösterecektir.


Görüldüğü üzere iktidar, muhalefet, asker, sivil her kesim kendi önceliğini karşı tarafa dayatmaya çalışıyor, diğerlerinin yaptıklarını istismar olarak niteliyordu. Böyle bir zeminde toplumsal barışın, kalkınmanın olması mümkün değildi.
 

 

cumhur başkanı

 

Bu ortamda Cumhurbaşkanı Cevdet Sunayın yeni yıl mesajında olabilecek kötü durumlar için toplumun her kesiminin dikkatini çekmişti. Cumhurbaşkanı aydınları da uyararak gericilerin ülkeye hâkimiyetlerinin milleti geriye götüreceğini; aşırı solun hâkimiyetinin ise sadece hürriyetlerin kaybedilmesine ve karanlık bir dikta rejiminin içine düşmeye değil, aynı zamanda milliî egemenlik ve bağımsızlığın da tehlikeye girmesine sebep olacağını ilave etmişti.


Çok partili siyasi hayatın başından itibaren Türkiyede siyasetin en önemli ve vazgeçilmez aracı olarak dinin yer aldığını söylemek mümkündür. Halkın bu konulardaki bilgisizliği ise istismarın gerisindeki en önemli sebep olarak gösterilebilir.


Çalışanların sosyal haklarıyla ilgili tartışmalar/gelişmeler:
İşçi sendikaları, Demokrat Parti döneminde tanınmayan grev hakkı için MBK döneminde de her fırsattan istifade etmeye çalıştılar. Ancak özel sektörün hükûmet politikalarını desteklediği ortamlarda bu konuda mesafe alınamayacağı da açıktı. Türkiye İşçi Partisinin sendikaların hizmet yönü ile ilgili söylemleri işçi kesiminin kafasını karıştırırken ortaya koyduğu samimiyet vurgusu toplumda pek çok kesimin dikkatini bu konuya çekecektir. Zonguldakta maden işçilerinin grevi hem sendikaları hem de toplumu kamplara ayırmak bakımından ilginç bir örnek teşkil etmiştir.

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu kanunsuz ve komünist desteğiyle yapıldığı iddiasıyla karşı çıkarken diğer sendikalar ve gençlik örgütlerinin desteği öne çıktı. Ana muhalefet partisi kendini sosyal güvenlik ve reform isteyen, ilerici fikirlere sahip kimselerin partisi olarak tanımlıyordu. Buna mukabil bu beklentileri komünizm propagandası olarak gören iktidardaki Adalet Partisi ise programını komünizm karşıtlığı üzerinde kuruyordu.


Bu dönemde grev girişimlerine polis yerine askerlerin müdahale etmeye başladı. Öğrenciler arasındaki fikir tartışmalarının sağ sol tartışmaları hâline gelerek toplumsal barışa önemli ölçüde tehdit oluşturmaya başladığı bir zemin ortaya çıktı. Gençlerin devrimci, ülkücüveya akıncıtanımlamalarıyla gruplara ayrıldığı ortamda tarafsız kalmayı kabul etmeyen bir baskı ortamı oluşmuştu.

 Gruplar kendilerine katılmayanların öbür grup üyesi olduğu inancı ile şiddet uygulama yoluna gidiyorlardı. Gerçekten de ekonomik şartların giderek kötüleştiği, temel ihtiyaç maddelerinin temininde sıkıntı yaşandığı bu dönemde bir kısım gençlik kimliğini siyasi çekişmelere taraf olarak bulmaya çalışıyordu.

 Diğer bir kısım gençlik ise çeşitli dinî cemaatlere dâhil olarak, geçimini sağlayacak bir iş imkânı arayarak kendilerine bir yön çizmeye gayret ediyordu. Memur kesiminin de ilerleyen yıllarda bilhassa sendikalaşma tercihlerinde rakip iki kesim hâline dönüştüğü görülecektir.

Öğrenci olaylarında can kayıplarının yaşanması, doğu, güneydoğu illerinde mezhep farklılıklarının körüklenmesinden kaynaklanan çatışmalar ülkenin genelinde bir ümitsizlik havasını yaygınlaştırmıştı Bu dönemde yerel ve genel seçimlere katılım oranının hızla düşmesi de bu ortamla doğrudan ilişkilidir.

 

okullar

 1970 li yıllarda endüstri, teknik ve meslek liselerine önceye nispetle ağırlık verildiği görülmektedir. Buna mukabil öğretmen yetiştirme konusundaki temel kuruluşlar olan Eğitim Enstitüleri partiler arası mücadelenin sahnesi hâline gelmiştir. Bilhassa 19781980 arası dönemdeki hükûmetler birkaç aylık eğitimden geçirdikleri öğrencileri öğretmen sıfatıyla eğitim camiasına dahil etmekten çekinmeyerek Türkiye Cumhuriyetinin temel müesseselerinden birini daha gündelik veya dö nemlik siyasetlerine alet etmişlerdi.


Türkiye bu süreçte giderek farklı güçlerin oyun alanı hâline gelen bir ülke hâline dönüşmekteydi. Ülkede hızla artan gelir dağılımı adaletsizliği had safhaya çıkmıştı. Bu durum genelde hükûmete yakın duran işçi konfederasyonlarını dahi sosyal patlamalara sebep olacağı uyarısında bulunmaya zorluyordu.

1960 müdahalesinden sonra verileceği bildirilen ancak iyi ve doğru kullanılması gerektiğinin altı çizilen iş hayatına dönük haklar 24 Temmuz 1963 Toplu İş Sözleşmesi, Grev, Lokavt ve Sendikalar Kanunu ile yürürlüğe girmiştir. İşçilerin hakikaten kendi çıkarlarını koruma kültürünü geliştirmesine yardım edecek şekilde kullandıkları bu hak 1970 muhtırasından sonra askıya alınacaktır.


Müdahaleden sonraki yıllarda da düzelme göstermeyen gelir dağılımı ve işsizliğin, yoksulluğun artışı toplumun her kesiminde ortaya çıkan kutuplaşmaları artırıp keskinleştirmiştir. Siyasilerin iktidar mücadelesinin her türlü ilke ve prensipten arındırıldığı bu dönem insanların sabah evden çıkarken aileleriyle helalleştikleri bir belirsizliği de beraberinde getirmiştir.

Dinî cemaatlerin artışı, gruplaşma ve kutuplaşmaları beslerken kötü niyetli en ufak bir kışkırtmada çatışmaları devletin dahi kontrol edemeyeceği bir noktaya götürüyordu.

1974 Koalisyonu genel af, vergi barışı, eğitimde fırsat eşitliği, tarımı geliştirme, gelir dağılımı eşitliği gibi özlenen hususları gündemine almışsa da 20 Temmuz Kıbrıs Çıkartması ve neticesinde ortaya çıkan uluslar arası tecrit edilmişlik ekonomik durumu içinden çıkılmaz hâle sokmuştur.

Milliyetçi Cephe dönemlerinde ise iktidar muhalefet partilerinin ilişkilerindeki keskinlik memuru, polisi, öğrencisi bütün kesimlere yayılarak bir çatışma ortamı yaratmıştır. Mezhep çatışmaları ile geliştirilen çatışma kültürü 1980 Darbesini getirmiştir.
 

 

 

Atatürk İlkeleri Ve İnkılap Tarihi 2 Eğitim Seti İçin Tıklayınız...