Açıköğretim Adalet
Adalet 1. Yarıyıl Dersleri
Adalet 2. Yarıyıl Dersleri
Adalet 3. Yarıyıl Dersleri
Adalet 4. Yarıyıl Dersleri
Eğitim Setleri
Eğitim Videoları
İçerik Tarihi: 23-01-2014

1980-2000 Dönemi Sosyal ve Kültürel Tartışmalar/ Gelişmeler Konusu

1980 2000 Dönemi Sosyal ve  Kültürel Tartışmalar/ Gelişmeler Konusu


1980 müdahalesinden sonra da önceki deneyimlerin tekrarını yaşayan ülkede asayişin belli oranda sağlanmış olması dahi memnuniyet yaratmıştır. Anavatan Partisi ve sonrasındaki koalisyon hükûmetleri toplumsal barışa katkıda bulunacak söylemler geliştirmiş olmalarına karşın uygulamada sıkıntıların giderilmesini sağlayacak, köklü çözümleri getirecek adımlar atılmamıştır. Ordu yönetiminin âdeta on yılda bir sivil siyasete düzen verdiği bir manzara sıkıntıların devam edeceğinin habercisi olmuştur. Darbeler modern, postmodern, emuhtıra şekillerinde de olsa bir gelenek hâlini almıştır.


Ekonomik sıkıntılar devam etmiş, Türk lirasının değer kaybına uğramasına mukabil yeni iş alanlarının yeterince açılamaması ülkede refahın artmasına engel oluşturmuştur. Yüzyılın sonunda gerek ordu  siyaset gerekse kurumlar arası ilişkiler gelişen görsel ve yazılı iletişim kanalları sayesinde şeffaflaşmaya başlamıştır.


Görüntülü Dünya/İletişim


Radyo: Türkiyenin sosyal ve kültürel yaşamını etkileyen gelişmeler içerisinde en etkili olanı şüphesiz 1990lı yıllarda hızla gelişen radyo ve televizyon olayıdır. İstanbul Radyosu 1927de İstanbul Sirkecideki Büyük Postanenin bodrum katında yayına başlarken, Ankara Radyosu da aynı yıl Ankarada da Ulusta kurulan bir stüdyoda hizmet girmişti. Ankara Radyosu 29 Ekim 1938de verici ve stüdyo imkânları ile İstanbul Radyosunu ikinci plana itmişti. İzmirde Belediyenin kurduğu İzmir Radyosu da 1948 de yayın hayatına başlamıştır. Radyonun Türkiyede nüfusun yarısına yakınına ulaşabilmesi 1960lı yıllarda olmuştur ki günlük yayın süresi 1213 saat civarındaydı.


Matbuat Umum Müdürlüğü, Basın Yayın Genel Müdürlüğü gibi yapılar içinde çalışmalarını sürdüren Radyo, 1961 Anayasası ile tarafsız ve özerk statü kazanmıştır. 1 Mayıs 1964te yürürlüğü giren TRT yasası ile büyük bir atılım yapmıştır. Öyle ki bu tarihte iki milyon olan alıcı sayısı %150 artarak 1980de 4.5 milyona ulaşmıştır. 1982 Anayasasından sonra yeni düzenlemeler ile yapısı geliştirilen ve bir üst kurul ile desteklenen TRT 1984te canlı yayın yapmaya başlamış 1985ten itibaren bilhassa müzik programlarının canlı yayınına ağırlık vermiştir. Bu yıllarda kanunen tek müessese olmasına karşın özel radyo ve televizyonların da birer birer yayın hayatına girdikleri görülmüştür.

Türkiyedeki kültürel alışkanlığın bir yansıması olarak “kervan yolda düzülür” ya da “istimi arkasından gelir” sözlerini doğrular şekilde 1994te yayın hayatını düzenleyen kanun çıktığında faaliyette olan radyo sayısının 500ü geçtiği ifade edilmektedir. Aynı şekilde özel televizyonlar da 1990lardan itibaren yayın hayatına geçerek toplum hayatına yön vermeye başlayacaklardır.

Ülkede sosyal ve kültürel yaşamı derinden etkileyen en önemli adım TRTnin tekeli sürerken başlayan özel radyo ve televizyon yayıncılığının 1990lardaki hızlı gelişimidir. Özel radyolar 1989 Mayısında yerel seçimlerin akabinde belediyelerden başlayarak kurulmaya başlanmış, 1992de 500e ulaşan sayılarıyla kamuoyunu bilgilendirme hususunda önemli bir yer edinmiştir.

 1993te frekans farklılığı, hava ulaşımından antenlerin etkilenmesi, dini, bölücü ve genel ahlaka aykırı yayınların kontrol edilememesi gibi nedenlerle kısa süre yayınları durdurulan özel radyolar seçim kampanyalarında halka ulaşmanın ve yönlendirmenin etkili bir yolu olduğu fark edilince yeniden yayma başlamışlardı. 1994 yılı itibarıyla lisans başvurusu yapan radyo sayısı 1600 civarındaydı.

Radyo ve televizyonların yayın esaslarını düzenleyen kanun 13 Nisan 1994 tarihinde Mecliste kabul edilmiştir. 2000li yıllarda radyo, hemen hemen her toplum kesiminin takipçilerine ulaşmada kullandığı bir iletişim aracı olarak etkinliğini devam ettirmektedir. Dinî, felsefî, tarihî, siyasî, sosyal, etnik, kültürel ve bilhassa müzik ağırlıklı radyolar toplum hayatını ilgilendiren her alanda ve konuda yayınlar yapılmaktadır.


Televizyon: Televizyon yazılı basından daha fazla kitleye ulaşmak ve etkilemek bakımından toplumu yönlendirme, dönüştürme vasıtaları arasında en önde yer almaktadır. 31 Ocak 1968de deneme yayınma başlayan TRT Televizyonu, yayma haftada 3 gün, üçer saat olarak başladı ve 1 yıl sonra haftada 4 güne çıktı. 1970de İzmir Televizyonu, ardından 1971de İstanbul Televizyonu faaliyete geçti. 1973de ise Türkiye Cumhuriyetinin 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönünün cenaze töreni naklen yayınlandı. 20 Temmuz 1974te başlayan Kıbrıs Barış Harekâtından tüm Türkiye ve Avrupa TRT yayınlarıyla haberdar oldu. Eurovision Şarkı ve Beste Yarışmasına Türkiye, ilk kez 1975de TRTnin organizasyonuyla girdi. 1978de ilk kez su altı kameraları kullanılarak “Derinlerdeki Geçmiş” adlı belgesel renkli film çekildi.


TRT günümüzde 14 televizyon kanalı, 7 ulusal, 6 bölgesel, 2 uluslararası radyo kanalı, trt.net.tr ve trt.world.com üzerinden 35 dil ve lehçede Türkiyeye ve dünyaya yayın yapmaktadır.
1974 yılında haftanın her günü gerçekleştirilen yayınlar ülke nüfusunun %55i (19 milyon) ve ülke yüz ölçümünün %28 i (210.861 km2) tarafından izlenilir oldu. Televizyonunun Türkiyeye gelişinin 10. yılında PTT merkezlerine kayıtlı televizyon alıcı sayısı 2 milyon 250 bine ulaştı.

 Yurt içinden verilen ve yurtdışmda alınan eş güdüm, yayın, kayıt ve kurgu işlemlerini yapabilecek kapasitede olan Eurovision bağlantı merkezi 1982 yılında hizmete girdi. Giderek artan yayın saatleri ile birlikte ekran, 31 Aralık 1981 yılbaşı gecesinden itibaren renklenmeye başladı ve 1984 yılında tamamen renkli yayına geçildi. 1986 yılında TRT2 yayın hayatına başladı. 1987de TRT1 ve TRT2 programları uydu yoluyla bütün Türkiyeye ulaştı. TRT3 ve GAPTV, 1989 yılında hizmete girdi ve TRTnin kanal sayısı 4e çıktı. 1990da ise eğitim ağırlıklı TRT4 kuruldu.


Türkiye Radyo Televizyon Kurumu 1990a kadar beş ayrı kanaldan yayın yapan tek oluşum olarak iktidarların elinde kamuoyuna yön vermede etkili bir araç olarak kullanılıyordu. TRT televizyonu 1990da kurulan Avrupa ve kuzey Afrikayı hedefleyen TRT INT(International) ın 1992den itibaren Türkistan coğrafyasındaki ülkeleri ve toplumları hedefler hâle gelmesiyle etki alanını Çin Seddine kadar yaymak imkânı buldu.

1993te Kafkasya ve Orta Asyaya yönelik programların yer aldığı TRTAVRASYA kanalı, 1995te ise TBMM TV yayına girdi.
Turgut Özal ın Cumhurbaşkanlığı döneminde Türkiye dışından yapılan yayınları ülkeye yansıtacak özel kanalların kurulmaya başlaması önemli bir dönüm noktası olmuştur. 1990 itibarıyla özel kanalların da devreye girmesiyle siyaset, ekono mi(reklam) kültür hayatında son derece etkili ve kârlı bir güç hâline gelen televizyonculuk, gazete ve holding sahiplerinin de büyük ilgi duyduğu bir alan oldu. 8 Temmuz 1993 düzenlemesiyle radyo ve televizyon yayınında devlet tekeli kaldırıldı. 13 Nisan 1994 tarihinde çıkarılan 3984 sayılı yasa ile bütün yayın alanını kontrol etmek üzere Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) oluşturularak sektörün çalışmalarına bir standart getirilmek amaçlandı.


Televizyonun aile içi ve aileler arası iletişimi, sosyal hayatı önemli ölçüde zarara uğrattığı açıktır. Diğer yandan sinema, tiyatro gibi görsel kültürel etkinliklerin krizlere girmesine yol açmıştır. Günümüzde sinema ve tiyatrolar, Kültür Bakanlığının desteğiyle ayakta tutulmaya çalışılmaktadır. Sinema, tiyatro, aile içi ve toplumsal iletişim kanalları gibi kültür hayatının en önemli vasıtalarını hükümsüz kılan televizyonun yaygınlaşması bu sahaların ancak devlet desteğiyle ayakta kalmaya çabaladığı bir noktaya götürmüştür.


Şehirleşmenin ancak 1980de sayısal olarak yarı yarıya gerçekleştiği ülkemizde köy ve taşra kültürlerinin şehirlere taşınmış olması gecekondulaşmanın sadece bina değil hayat tarzı ve kültürel algılar için de kullanılabileceğini göstermiştir.

Köyden kente göçün hızla devamı, kültürel uyumun gerçekleştirilememesi, ekonomik sıkıntılar, eğitim imkânlarındaki kısıtlılık 20. yüzyılın son çeyreğinde yetişen nesilleri yurt dışı arayışlara yöneltmiştir.

Önemli miktarda iş ve beyin göçü veren Türkiye yetişmiş kadroları elinde tutacak ortamı da oluşturamamıştı. Ancak 21. yüzyılın bu konuda olumlu gelişmelere sahne olduğunu gösteren ulusal ve uluslar arası veriler ülke ve millet bütünlüğünü koruyarak siyasi, sosyal ve kültürel alanda çağdaş uygarlık seviyesinin elde edilebileceğini göstermektedir.


Mimarlık: Mimarlık alanında dışa açılma 70li yıllarda başlamıştır. Ekonomik durgunluğun da bir ölçüde zorladığı bu dışa açılma, Türkiye inşaat sektörünün Libya, Irak vb. petrol ülkelerindeki yatırım taleplerinin değerlendirmeleri sonunda büyük başarı ortaya koydukları bir hizmet alanı olmuştur. Cumhuriyetin ellinci yılında 29 Ekim 1973te açılışı yapılan Boğaziçi Köprüsü üç yıllık inşa sürecinden sonra iki kıtayı birbirine bağlarken köprünün proje aşamasında Türk firmalar katkı sağlamıştır.

 

trt

 

boğaziçi

 

 

kendini kanıtlamasına imkân verdi. Bu gelişmenin 2000li yıllarda da artarak devam ettiğini görmekteyiz. Büyük alışveriş ve iş merkezleri Türkiyenin artan ekonomik gücü ile orantılı olarak ana kent ve büyük şehirleri süslemeye devam etmektedir.

Bu alanda banka genel müdürlük binaları ve ofis merkezli tover/kuleyapımlarının simgeleştiğini söylemek gerekir. Bilhassa İstanbulda odaklanan bu büyük binaların şehrin kültürel dokusuna zarar verdiği, görüntüsünü bozduğu eleştirileri yapılmaktadır.

Turizm sahasında ise tatil yörelerinde gerçekleştirilen büyük otel inşaatlarından söz edilebilir. Moskovada Petrovsky Pasajının onarımı ve 1993 isyanında yıkılan Parlamento binasının yeniden yapımı Türk mimarlığının başarısı olarak kabul edilebilir.

 Uluslararası alanda yer alma ve ödüller kazanma açısından 80lerden sonra inşaat sektörü ve mimarinin etkinliğin arttığını söylemek mümkündür. Türkiyenin nüfus bakımından en kalabalık şehri olan İstanbulda artan trafiği rahatlatmak amacıyla 1988 yılında boğaza ikinci köprü yapılmıştır.

Proje ve yapım aşamasında Türk firmalarının da yer aldığı Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, Edirne Ankara arasında inşa edilen TEM (Trans European Motorway) otoyolunun bir parçası işlevini görmektedir.

 

orhan gencebay

 

Bu türün sembol ismi olarak kabul edilen Orhan Gencebay yaptığı işi “Ben Türk müziğinin devamıyım. Çağdaşlığın ve teknolojinin imkânlarını özgürce kullanarak ülkemin tüm değerlerini zenginleştirmeye çalışıyorum” sözleriyle izah etmiştir. “Türk müziğinde serbest çalışmalar” olarak nitelediği şarkılarından bilhassa 70li yıllarda (Batsın bu dünya, Bir teselli ver vb.) toplumun psikolojisini musikisi ile yansıttığı bir gerçektir.


Atatürk döneminde bazı devlet görevlilerinin aşırı gayretkeşliğiyle âdeta radyolarda gündemden düşen Türk Sanat Müziği toplumun arabesk ve pop müziğe yoğun ilgisi gösterdiği 70li yıllarda devlet eliyle açılan Türk Musikisi Devlet Konservatuarı ve benzerleri sayesinde yeni bir gelişme dönemine girmiştir.


Bu atılım 1984te İzmir ve Gaziantepte kurulan konservatuarlar ile ülke çapma yayılmıştır. Klasik Türk Müziği ve Türk Halk Müziği eğitimi verilen bu müesseseleri üniversitelerin Güzel Sanatlar Bölümleri eğitimleriyle desteklemişlerdir.

 İstanbul başta olmak üzere İzmir, Ankara, Bursa, Elazığ, Samsun, Diyarbakır ve Edirnede kurulan Devlet Klasik Türk Müziği koroları gelişme sürecini en güçlü şekilde desteklemiştir. Bu dönemde Türk müziği tarihi ve nazariyatı ile ilgili yayınlarda ve yapılan araştırmalarda da adeta patlama yaşanmıştır.


Resmî müzik topluluklarının ilki olan İstanbuldaki Devlet Klasik Türk Müziği Korosu Klasik Türk Müziği alanında Türkiyenin önde gelen isimlerinden olan Prof. Nevzad Atlığ ile Tarihçi ve Müzikolog Yılmaz Öztuna tarafından 1975 yılında kuruldu.

 Sonraki yıllarda yukarıda isimlerini saydığımız benzer koroların da kurulması üzerine, “İstanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosu” ismiyle çalışmalarına devam etti. İlk şefi Nevzad At lığ olan Koro, 2000li yıllarda cumhurbaşkanlığının tarihî ve kültürel güzel sanatlara sahip çıkan uygulamaları çerçevesinde “Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu”na dönüştürülecektir.


1980lere kadar toplumun ilgisine mazhar olan arabesk ve halk müziği türlerinin yerine 1980 müdahalesi sonrası oluşan ortam dinî ve etnik müzikler ilgiyi artırmıştır. Ancak bir süre sonra ilan edilen serbestlik ile bunların da piyasaları düşmüştür. 90lı ve 2000li yıllarda yine bölgesel motiflerin ve ezgilerin öne çıkmaya başladığı görülmektedir. Müziğin her türünün toplumda izleyici bulduğu bu sürecin önemli bir özelliği ise özel radyo ve televizyon kanallarının hızla yaygınlaşması olmuştur.

 

icra

 

Resim: Tek partili dönemde sanatçıları ülke insanı ve yurt köşeleri hakkında çalışmalara özendiren resim heykel sergileri 1939dan itibaren gelenekselleştiril miştir. Türk ressam ve heykelcilerinin katılımı sağlanmakta ve yerli sanatçılar ödüllendirilmektedir. Resmî kuruluşlar koleksiyonlarını bu yoldan oluşturmuşlardır. 1939dan sonra başlayan yurt gezileri sergileri sanatçıların ülke ile bütünleşmelerini sağlamada katkı vermiş, eserler parti ve halkevleri tarafından satın alınmıştır.

Resim satın almak 1970lere kadar tek başına devletin gerçekleştirdiği bir görev gibi algılanmıştır. Bu tarihten sonra bankalar ve büyük şirketlerin ve mali durumu belli bir düzeyin üstünde olan kesim koleksiyoncuların ilgisi ortaya çıkmaya başlamıştır. 1987 Uluslararası İstanbul Bienali koleksiyonlarda çağdaş Türk resminin yer almasında önemli bir rol oynamıştır.


Tiyatro: Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğünün kuruluşu 1949da gerçekleşebilmiştir. Devlet tiyatroları başlangıçtan 1980li yıllara kadar yerli yazarları teşvik etme ve millî edebiyatı zenginleştirme görevini yerine getirmemekle eleştirilmektedir. Zira yerli eserler sergileme seviyesi son derece düşük olmuştur. Devlet Operası da aynı zihniyet üzerinde çalışmalarını yürütmüştür. Belediye Tiyatroları ve Devlet Konservatuarlarında da yerli eserler seslendirme oranları oldukça düşüktür.

 Tiyatro da ülkenin siyasi, sosyal ve toplumsal gelişimine göre şekillenmiş ancak maddi getiri bakımından kendi ayakları üzerinde duramadığı için ödenek kaynağına bağımlılık özründen kurtulamamıştır. Ancak bilhassa konular itibarıyla ülkenin sorunlarına ayna olmak çabasını taşıdığını gösterir mahiyette repertuarlar yabancı adaptasyon oyunlar ile bir arada sahnelenebilmiştir. Melih Cevdet Anday, Cahit Atay, Orhan Asena, Refik Erduran, Recep Bilginer, Turgut Özakman, Aziz Nesin, Tarık Buğra gibi tarihî ve siyasi konuları, devlettoplum ilişkileri ve toplumsal sorunları işleyen yazarların eserlerine sıklıkla yer verilmiştir.

 Geniş seyirci kitlesi, kaliteli ve büyük salonlar konusunda her zaman sıkıntı yaşayan tiyatro için en önemli gelişmelerden birisi de 1982 yılında özel tiyatrolara devlet desteğinin başlatılması olmuştur. Birkaç yıl içerisinde bu desteğin neticeleri görülmeye başlanmıştır. Özel tiyatrolar yerli oyun sahneleme açığını bir nebze olsun kapamaya katkı sağlamışlardır. Ancak televizyon dizileri ile kendilerine yeni alanlar bulmasına karşın sanatçıların önemli bir kısmı için sosyal güvenlik sorunu kalıcı bir şekilde çözülebilmiş değildir.

 

devlet

 

Sinema: Yirminci yüzyılın son çeyreğinde Türk sineması siyasi ve toplumsal meseleler kadar sekskomedi konularına da girdi. Ancak 19601970lerdeki seyirci sayısını 2000li yıllara kadar bir daha yakalayamadı. 1990larda çekilen filmlerin bir kısmı mali yetersizlik ve salon yokluğundan gösterime girme şansını bulamadı.

Yabancı film dağıtım şirketlerinin 1990lardan itibaren Türkiye piyasasına girmesi ise salon sıkıntısını belli ölçüde azalttığı gibi Amerika ve Avrupa ile neredeyse aynı anda vizyona giren filmlerin Türkiye sahnelerinde de gösterilmesine imkân sağlamıştır. 2000li yıllarda yerli sanatçıların ve firmaların filmleri de son derece önemli izleyici sayısı ile topluma ulaşma konusundaki sıkıntıların aşıldığını göstermektedir.


Sağlık: Türkiyede bölgeler arası nitelikli iş gücü dağılımının hiçbir zaman istenen seviyeye çıkmadığı eğitim, sağlık gibi temel sektörlerin sanayileşmiş bölgelerde yığıldığı bilinmektedir. Bu dönemde sağlık hizmetlerinde de Sosyal Sigortalar Kurumunun yetersiz kalması sebebiyle özel sektörün devreye girmesi sağlanmış, özel sağlık sigortası uygulamaları teşvik edilmiştir. Bununla birlikte devletin bu sektöre sağladığı destek ile insan gücü açısından 1980 1995 dönemi önemli bir gelişmeyi işaret etmektedir.

 Toplam sağlık personeli sayısı %155 artarken ağırlık pratisyen hekim ve sağlık memurlarının sayısında olmuştur.

 Aynı dönemde sosyal güvenlik kapsamına dâhil edilen nüfus %130 oranında artış göstermiştir. Bu süreçte böl gelerarası farklılık %50 azaltılmıştır. Türkiye hemen her bölgesinde son derece modern görüntüleme cihazlarının bulunduğu sağlık merkezleri ile hemen her şehirde açılmış olan üniversitelerin hastaneleri ile vatandaşa sağlık hizmeti götürme standardını giderek yükseltmektedir. 2000li yıllarda bütün vatandaşlarını devletin sağlık hizmeti ulaştırdığı bir noktaya getirme yolunda hızlı adımlarla ilerlemektedir.


Tarım ve Sanayi: Cumhuriyetin başlarında ihracatın %85ini oluşturan, nüfusun %75ini bulan tarım sahası sanayi ve hizmet sektörlerinin devamlı büyümesi karşısında 1960 lardaki %38lik paydan geriye düşerek 1990lı yıllarda gayrisafi millî hasıla içinde %14 noktasına çekilmiştir.


Türkiyede imalat sanayi ülke genelinde küçük ölçek ağırlıklı bir manzara arz etmektedir. 25 kişiden az çalışanı olan iş yeri sayısı toplamın %95ini oluştururken sağladığı katma değer toplamın %13ünü geçememektedir.

 Büyük iş yerleri %87lik bir katkı sağlamaktadır. Sanayi alanında önceliği kimya, makine, gıda ve dokuma, giyim, ayakkabı, deri üretimi sektörleri almaktadır. Dönemin öne çıkan özelliği devletin küçültülmesi ve başta imalat sanayi olmak üzere ekonomik hayattaki yerinin azaltılması olmuştur. Anılan 90lı yıllar ihracatında sanayi mallarının yeri hızla artmasına karşın ürün kalemlerinde gereken çeşitliliğin sağlanamadığı eleştirileri yapılmaktadır.

 



haydarpaşa

 

patlaması yaşamıştır. Seçimlerde oy kullanma oranının arttığı bu dönem de yine de şehirlerdeki katılım oranı köylere göre düşük kalmaya devam etmiştir. 1970li yılların koalisyon çekişmeleri ve siyasi istikrarsızlıklar dikkate alınarak getirilen %10luk baraj demokratik anlayış açısından eleştirilmekle birlikte yerel, etnik partiler de çeşitli seçim ittifaklarıyla TBMMde yer almayı başarmışlardır.


Teknolojik Araştırma Geliştirme: Yirminci ve yirmi birinci yüzyılın en önemli fark yaratma vasıtası bilim ve teknoloji alanındaki yenilikler ile rekabet gücünü geliştirmek olmuştur. Bilgi üretimi en yüksek istihdam ve katma değer artışı sağlayan sektördür. Ancak Osmanlı son döneminden itibaren devam eden ithalikame ci anlayış dolayısıyla Türkiye ekonomisi bu sahaya kaynak ayırmak ve önem vermek gibi bir yaklaşıma ancak yüzyılın sonlarında ulaşabilecektir.

 OECD ülkeleri arasında sonuncu olan Türkiyenin 1990 itibarıyla ArGe harcamalarının gayrisafi millî hâsılaya oranının uluslar arası sıralamada ölçeğin alt sınırına gelememiş olması dikkat çekicidir. Son on yılda bölgede araştırmageliştirme faaliyetlerine en çok bütçe ayıran devlet hâline gelen Türkiyenin bu sahadaki öncü kurumu Tübitak olmuştur.

 Dünyanın gelişmiş ülkelerinde ArGe harcamalarında özel sektör %70, kamu %30 pay almaktadır. Özel ve kamu sektörü dengesinin Türkiyede tam tersi olması herhalde kısmen her şeyi devletten bekleme anlayışından kısmen de dışarıdan aldıkları ürünlerin ülkede temsilciliğini yapmayı marifet sayan bir özel sektör anlayışından kaynaklanmaktadır.


İnternetin yaygınlaşması: 20. yüzyılın ikinci yarısı bilgisayarların insan hayatına girdiği ve her geçen gün etkin hâle geldiği bir döneme işaret etmektedir. Bilgisayarların gelişmesine paralel olarak Internet ile haberleşme sistemleri dünyanın her yerinde olan bitenden insanların bilgi sahibi olmasına imkân sağlamaktadır. Bu yöntem kamuoyu oluşturmak ve kitleleri mobilize etmek için de kullanılabilmektedir.

 Türk Dil Kurumunun Genel Ağ olarak tanımladığı înternete Türkiye 1993 yılında bağlanmıştır. Üniversiteler de Tübitaka bağlı bir teknoloji birimi olan Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkezi (ULAKBÎM) üzerinden uluslararası bilgi kaynaklarına ulaşmaktadırlar.


Bilgisayar ortamında yapılan animasyonlar televizyon kanallarında bilhassa çocuk ve gençlere yönelik bir alanı âdeta istila etmiş vaziyettedir. Yabancı menşeli animasyon ve çizgi filmlerinin yaygınlaşması çocuklardan başlayarak yabancı kahramanlara öykünmeyi artırmıştır.

 Son dönemlerde Türk tarihi ve kültürüne dönük animasyonların da yapılması ve TRT ekranlarından topluma ulaştırılmaya başlaması olumlu bir gelişme olarak kaydedilmelidir.
 

 

 


Atatürk İlkeleri Ve İnkılap Tarihi 2 Eğitim Seti İçin Tıklayınız...