Açıköğretim Adalet
Adalet 1. Yarıyıl Dersleri
Adalet 2. Yarıyıl Dersleri
Adalet 3. Yarıyıl Dersleri
Adalet 4. Yarıyıl Dersleri
Eğitim Setleri
Eğitim Videoları
İçerik Tarihi: 23-01-2014

1991-2002 Tek Kutuplu Dünyada Dış Politika Konusu

1991-2002 Tek  Kutuplu  Dünyada Dış  Politika Konusu


Doğu Blokunun, 1989da Berlin Duvarının yıkılmasıyla simgeleştirilen siyasi ve ekonomik çöküşü ve 1991de SSCBnin dağılması sonrasında yepyeni bir uluslararası manzara ortaya çıkmıştır. İki kutuplu dünya düzeninin sağladığı bloklar arası denge düzeni yerini karmaşaya, belirsizliğe ve bölgesel sıcak çatışmalara bırakmıştır. Türkiye Soğuk Savaşın kazanan tarafında yer almasına ve Yeni Dünya Düzeni Türkiyeye yeni fırsat alanları sunmasına rağmen, yeni uluslararası ortamın getirdiği belirsizlikler ve alışılmadık tehditler yeni sorunların ortaya çıkmasına neden olmuştur.


Öncelikle vurgulanması gereken husus, Soğuk Savaşın bitmesinden sonra Türkiyenin bir süreliğine Batı için jeopolitik önemini yitirme tehlikesinin baş göstermiş olduğudur. SSCB yıkıldıktan sonra ABD açısından Türkiyenin stratejik önemi nispeten azalmış, Türkiyeye verilen askerî ve ekonomik yardımlar dramatik bir biçimde düşmüştür. Fakat Orta Doğu, Balkanlar ve Kafkasyadaki öngörülemeyen gelişmeler ve silahlı çatışmalar, Türkiyenin öneminin gerçekte azalmadığını göstermiştir. Özellikle 1990da Irakın Kuveyti işgalinden sonra ABDnin Türkiyeye duyduğu ilgi yeniden canlanmıştır.

Türkiyenin 1991deki Körfez Savaşında ABDye verdiği tam destek TürkAmerikan ilişkilerinde 1990lı yılların başından itibaren yeni bir bahar havası esmesine yol açmıştır. Fakat Irakm kuzeyinde meydana gelen gelişmeler ve bölgede oluşan otorite boşluğunun, terör örgütleri tarafından, Türkiyeyi hedef alan saldırılar için kullanılmaya başlanması, bu bölgede ABD desteğiyle bir Kürt devleti kurulacağı yönündeki endişelerin yükselmesine sebep olmuştur.

 1990ların ikinci yarısından itibaren Clinton yönetiminin Türkiyeye başta Türkiyenin AByle ilişkileri ve Bakü Tiflis Ceyhan petrol boru hattının inşası olmak üzere çeşitli alanlarda verdiği destek, TürkAmerikan ilişkilerinde kuşkuların bir süreliğine aşılmasına yol açmıştır.

 Bu süreçte iki ülke arasında bir “stratejik ortaklık” olduğu bile dile getirilmiştir. Bu kapsamda Türkiye de, ABDnin NATOnun yeniden yapılandırılması ve örgüte yeni üyelerin kabulü çabalarına destek olmuştur.

 İkili ilişkiler, ABD Kongresinde Ermeni iddialarını yasalaştırmaya dönük çabalarla Çekiç Güçün Iraktaki faaliyetleriyle ya da ABD firmalarının Türkiyeye silah satışının bazı şartlara bağlanmasıyla zaman zaman gölgelense de esasen 2003te Irakın ABD tarafından işgaline kadar büyük sorunlar yaşanmadan sürdürülecektir.
Terör konusu özellikle 1990lardan itibaren Türkiyenin hem iç siyasetinde hem de dış politikasında çok merkezi ve belirleyici bir rol oynamaya başlamıştır.

ABD ile ilişkilerden AB ile ilişkilere kadar her alanda bu sorunun yansımalarını bulmak mümkündür. Sorunun ilişkileri en çarpıcı şekilde etkilediği alan TürkiyeSuriye ilişkileridir. 1980lerden itibaren terör örgütlerine destek veren Suriye, terör kartını Türkiyeye karşı bir koz olarak kullanmak suretiyle su sorunu ve Hatay konusunda Türkiye karşısında elini güçlendirmeye çalışmaktaydı. Türkiyenin 1998de Suriyeye karşı, askerî gücünü öne çıkararak yürüttüğü “kontrollü tırmandırma” politikasının başarıya ulaşmasıyla bu ülkenin terör örgütüne desteği son bulmuştur. 
Suriye ile ilişkiler bu tarihten sonra 2000ler boyunca hızla gelişecek ve Türkiyenin Orta Doğuya açılımının önündeki önemli engellerden biri ortadan kalkacaktır.
Terör sorununun etkisi bağlamında ele alınabilecek bir alan da TürkiyeRusya ilişkileridir. 1991de SSCBnin yıkılmasından sonra ABDnin de desteğiyle Kafkasya ve Orta Asyaya girmeye çalışan Türkiye, Moskovanın tepkisini çekmiştir.

 Özellikle 1993ten sonra Rusyanın ilan ettiği “Yakın Çevre Doktirini”yle bölgede yeniden etkinlik kurması Türkiyenin Türk dünyasına planladığı şekilde açılımını sekteye uğratmıştır. Moskova zaman zaman terör kartını Türkiyeye karşı kullanabileceği mesajlarını üstü kapalı olarak vermekten kaçınmamıştır.


1990lar boyunca Orta Asya ve Kafkasyada Türkiye ile Rusya arasında bir güç mücadelesi yaşanmıştır. İki ülke Bosna, Kosova bunalımlarında olduğu gibi zaman zaman siyasi olarak karşı karşıya gelseler de bu durum ticari ilişkilerde büyük bir patlama yaşanmasına engel olmamıştır.

Özellikle 1990ların ortalarından itibaren Türkiyenin bölgede Rusyayı daha fazla dikkate alan politikalar izlemeye başlaması iki ülke arasındaki diplomatik ilişkileri de geliştirmiştir.
Türkiye, Soğuk Savaşın sona ermesiyle birlikte bağımsızlıklarını kazanan Kafkasya ve Orta Asya Cumhuriyetlerine yakın bir ilgi göstermeye başladı.

 Bu Cumhuriyetlerin tümünün bağımsızlığını 1991de tanıyan Türkiye, özellikle Türk Cumhuriyetleriyle yoğunlaştırılmış bir iş birliği çabası içine girdi. Bu yıllarda, “Adriyatikten Çin Seddine Türk Dünyası” söylemi Türk dış politikasında öncelik kazandı. Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (KEİB), Ekonomik İşbirliği Örgütü (ECO) ve Türk Dünyası kurultayları gibi girişimler, Türkiyenin Avrasyadaki etkinliğini artırmaya dönük çabalar olarak göze çarptı.

Türk dünyasıyla ilişkilerde, Türkiyenin hazırlıksızlığı, ekonomik yetersizlikleri, Rusyanın bölgedeki etkinliğini kaybetmek istememesi ve bazı Orta Asya ülkelerinin liderlerinin işbirliğine yeterince açık olmamaları gibi sebeplerle istenen düzeye ulaşılamadı.

Yine de başta ticaret, eğitim ve kültür alanı olmak üzere, Türkiyenin bu bölge ülkeleriyle ilişkilerinde önemli mesafeler alınmıştır. ABDnin de desteklediği Azerbaycanla enerji iş birliği ise Türkiyenin 1990larda bu bölgedeki en önemli hamlesi olarak öne çıktı. Diğer taraftan, Azerbaycan topraklarının %20sini işgal eden Ermenistanla ilişkiler, tanımanın ötesine geçmedi. Türkiye, Dağlık Karabağ sorununun barışçı yollarla çözümü için yürütülen çabalara destek vermekle birlikte, Azerbaycanın yanında yer aldı. Ermenistanla diplomatik ilişkiler kurmadı ve sınır kapılarını açmadı.
1990larda TürkYunan ilişkilerinde de büyük gelgitler yaşandı.

Kimi zaman ılıman bir siyasi iklimde cereyan eden ilişkiler, 1996da Ege Denizindeki aidiyeti sorunlu Kardak kayalıklarından dolayı iki ülkenin savaşın eşiğine gelmeleriyle kopma noktasına kadar gelmiştir. Dahası, Suriye gibi Yunanistanın da Türkiyeyi hedef alan terör faaliyetlerine destek olması 19971998 yıllarında ikili ilişkilerde çok derin çatlaklara yol açmıştır. Yine de 1999 sonbaharından itibaren Yunanistanın Türkiyenin AB tarafından “aday ülke” ilan edilmesini engellemekten vazgeçmesinden sonra ilişkilerde yeni bir dönem başlamıştır.

 Bu durum Kıbrıs sorunuyla ilgili 2002de başlayan ve çözüme en çok yaklaşılan Annan Planı görüşmelerinin başlamasında hayli etkili olacaktır. 1999dan bugüne taraflar arasında Ege sorunlarının çözümü için de, Dışişleri Bakanlıkları eliyle istişarî görüşmeler yürütülmektedir.


Türk dış politikasının Orta Doğu ayağına bakıldığında ise 1991de bölgede Araplarla İsrailliler arasında yeniden başlatılan barış sürecinin Türkiyenin bölgeye yaklaşımında temel belirleyici olduğu söylenebilir. Çünkü barış süreci Türkiyeye Araplarla ilişkilerini bozmadan İsraille yakınlaşma fırsatı vermiştir. İsraille ilişkiler hızla geliştirilmiş, özellikle Suriyeye karşı bir denge unsuru olarak yoğun iş birliğine gidilmiştir. Bilhassa 28 Şubat döneminde, Türk siyasetinde etkisini hissettiren üst düzey askerî yöneticiler, İsraille ilişkilerin geliştirilmesine özel önem atfetmişlerdir. Suriye ile ilişkilerin düzeltilmesi ve ardından Orta Doğu barış sürecinin 2000de başlayan İkinci İntifada nedeniyle sekteye uğraması gibi sebeplerle Türki yeİsrail ilişkileri yavaş yavaş eski sıcaklığını kaybetmiştir.


Diğer taraftan, Körfez Savaşından sonra Irakın kuzeyinde tesis edilen “uçuşa yasak bölge” ve bu bölgenin denetlenmesi için Türkiyede konuşlandırılan çok uluslu askerî güç (Çekiç Güç) Türk iç siyasetinin 1990lardaki hararetli konularından biri hâline gelmiştir. Bazı siyasi partiler tarafından terör örgütüne yardım etmekle itham edilen Çekiç Güçün görev süresinin uzatılmasına ilişkin TBMMde yapılan tartışmalar siyasi gündemden eksik olmamıştır.


Genel olarak 1990lar, Türkiyenin Soğuk Savaş sonrası Yeni Dünya Düzenini algılamaya çalıştığı ve bu yeni düzen içinde kendini konumlandırma çabası içine girdiği bir dönem olmuştur. Yeni dönem hem yeni fırsatları hem de yeni tehditleri Türkiyenin önüne getirmiştir.

Türk hükümetleri, bir yandan içerdeki ekonomik sorunlarla ve terörle mücadele ederken diğer yandan da uluslararası ortamdaki varlıklarını sağlamlaştırmaya dönük adımlar atmaya çalışmıştır. 1990lı yılların sonunda, Türkiyenin AB ile ilişkileri, tarihinde ilk kez, ABD ile ilişkilerinden daha önemli hâle gelmiş, Türkiye 2000lere bu dış politik öncelik değişikliğiyle girmiştir.

 

 

Atatürk İlkeleri Ve İnkılap Tarihi 2 Eğitim Seti İçin Tıklayınız...