Açıköğretim Adalet
Adalet 1. Yarıyıl Dersleri
Adalet 2. Yarıyıl Dersleri
Adalet 3. Yarıyıl Dersleri
Adalet 4. Yarıyıl Dersleri
Eğitim Setleri
Eğitim Videoları
İçerik Tarihi: 23-01-2014

Amerika ile İlişkilerin Gerilmesi Konusu

Amerika ile İlişkilerin Gerilmesi Konusu


Türk hükûmetlerinin ABD ve NATOya duyduğu mutlak sempatinin kökten sorgulanmasını sağlayan gelişme ise Küba Krizinden iki yıl sonra, 1964te Kıbrıs sorunun yeniden alevlenmesiyle ortaya çıkacaktır. Kıbrıs Cumhuriyetinin kurulmasından çok kısa bir süre sonra Rumlar, anayasal yapının değiştirilmesi suretiyle Adada ki Türklerin kazanılmış haklarının sınırlandırılması talebini dile getirmeye başladılar.

 Talep, Kıbrıslı Türkler ve Türkiye tarafından kesin bir dille reddedildi. 1962den itibaren Adadaki durum tekrar gerginleşmeye başladı ve Rumlar Kıbrısın Yunanistana bağlanmasını isteyen, silahlı EOKA örgütü vasıtasıyla Türklere yönelik şiddet eylemlerine ve katliamlara giriştiler.

 Türkiye, bu duruma karşı ABDnin ve Birleşmiş Milletlerin desteğini almak istediyse de başarılı olamadı. Bunun üzerine, Türklerin Kıbrısta karşı karşıya kaldığı “yok edilme” tehdidinin ortadan kaldırılması için Adaya askerî müdahale yapılması seçeneği benimsenerek, hazırlıklara başlandı.

 Fakat ABD Başkanı Lyndon Johnson, 5 Haziran 1964te Başbakan İsmet İnönüye, “Johnson Mektubu” adıyla tarihe geçecek bir mektup göndererek, Türkiyenin Kıbrısa müdahale ihtimalini ortadan kaldırdı. Diplomatik teamüllere uygun olmayan ve müttefikler arası ilişkilerde hiç kullanılmayan bir dille kaleme alınmış olan Johnson Mektubu, Türkiyenin sert bir biçimde uyarılarak müdahaleden vazgeçirilmesi amacıyla yazılmıştı.

 Johnson Mektubunda; Türkiyenin Kıbrısa, ABDye danışmadan müdahale etmesinin uygun olmadığı; müdahale sonucunda Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanabilecek silahlı çatışmanın NATO tarafından mazur görülemeyeceği belirtiliyordu.

SSCBnin Kıbrısa yapılacak bir askerî harekâtı fırsat bilerek, Türkiyeye saldırması durumunda, NATO üyesi devletlerin Türkiyeyi savunmayabileceği uyarısı yapılıyordu.

Mektupta ayrıca Türkiyenin Kıbrısa müdahalesinde Amerikan silahlarını ve teçhizatını kullanılmasının 1947 TürkAmerikan Askeri Yardım Anlaşmasına aykırı olduğu dile getiriliyordu.

 

kıbrıs

 

ABD Başkanı bu mektupla hem NATOnun Türkiyeye karşı yükümlülüklerini yerine getirmeyebileceğini hem de Amerikan silahlarının sadece NATO hedefleri çerçevesinde kullanılabileceğini, dolayısıyla Türkiyenin bu silahların “gerçek sahibi” olmadığını vurguluyordu. Bu durum Türkiyenin NATOya katılmasının temel nedenleri olan güvenliğini sağlama ve koruma hususlarında derin şüpheler yaşa-masına sebep oldu.


Türk yöneticilerinde büyük bir tepki çeken ve mutlak blok politikasının Türki-yenin çıkarlarına aykırı olduğunu akıllara getiren Johnson Mektubundan sonra dış politikanın yeniden kurgulanması gerekliliği ortaya çıktı. Bu çerçevede, “çok yönlü dış politika” olarak adlandırılan bir çizgi yavaş yavaş benimsendi. Türkiye kendi millî çıkarlarının Batı ve özellikle ABD ile örtüşmeyebileceğini gördü.

 Yöneticiler SSCB ve Doğu Bloku ile üçüncü dünya ülkelerine karşı blok politikası çerçevesinde izlenen dış politikanın, Türkiye merkezli olarak yeniden kurulması gerekliliğini değerlendirmeye başladı.

Türkiye böylece, başta SSCByle olmak üzere bütün uzak durduğu ülkelerle ilişkilerini hızla geliştirme çabası içine girdi. Ayrıca doğrudan taraf olunmayan meselelerde tarafsız kalarak, taraf ülkelerle ilişkilerini bozmamak da yeni politikanın bir boyutunu oluşturmaktaydı.


Bu yeni dış politika yaklaşımını Türkiyenin Batıcı çizgisinden bir kopuş olarak nitelendirmek doğru olmadığı gibi çok yönlülük çabaları, Türkiyenin tamamen ta-rafsız ve bağlantısız bir dış politika çizgisi benimsemesi olarak da görülemez. Yeni dış politika bir yandan, Batı ittifakı içinde kalmaya devam eden Türkiyenin, diğer yandan dış ilişkilerini çeşitlendirme ve dış politikayı blok politikası ipoteğinden kurtarma çabası olarak yorumlanabilir.


 

 

 

Atatürk İlkeleri Ve İnkılap Tarihi 2 Eğitim Seti İçin Tıklayınız...