Açıköğretim Adalet
Adalet 1. Yarıyıl Dersleri
Adalet 2. Yarıyıl Dersleri
Adalet 3. Yarıyıl Dersleri
Adalet 4. Yarıyıl Dersleri
Eğitim Setleri
Eğitim Videoları
İçerik Tarihi: 23-01-2014

Atatürk'ten Sonra Türkiye Konusu

Atatürk'ten Sonra Türkiye Konusu

II. Dünya Savaşı Döneminin Siyasi, Sosyal  ve  Ekonomik  Uygulamaları


Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürkün vefatından başlayarak günümüze kadar uzanan süreçte Türkiyede oluşan idari ve siyasi yapının kendine has özellikler taşıyarak geliştiğini söylemeliyiz. İsmet İnönü, 11 Kasım günü yapılan seçimlerde Parti grubu ve Meclisin büyük desteğiyle cumhurbaşkanı olmuştu. Usulen görevinden istifa eden Celal Bayarı yeniden hükümeti kurmakla görevlendiren yeni cumhurbaşkanı küçük değişiklikler ile mevcut durumun devam ettirileceği mesajını vermişti.


26 Aralıkta yapılan olağanüstü Kurultayda ise İsmet İnönü “millî şef ve değişmez genel başkan” sıfatını almış, Atatürk “Ebedi Şef” olarak kabul edilmiştir. Tek parti idaresindeki siyasi yapıda genel başkan, ölüm, görevini yapamayacak derecede ağır hastalık veya kendi isteğiyle istifa etmek dışında değişmez olarak kabul edilmiştir.

Böylece hızla yaklaşan İkinci Dünya Savaşı arifesinde devletin üst yönetim kademesini güçlendirerek otoritesini tartışılmaz hâle getirmek hedeflenmekteydi. Ancak alınan bu karar daima hükümetin yanında yer alan basın yayın organlarında dahi eleştiri konusu olmuştur.

 

cumhuryet

 

Atatürk döneminde çeşitli sebeplerle aktif siyaset ve görev yapamayan Kazım Karabekir, Rauf Orbay gibi isimler bu süreçte öne çıkarılırken Atatürkün son döneminde yanında yer alan ve İsmet İnönüye muhalif oldukları bilinen isimler de siyaset ve idare sahnesinin dışına itildiler. Bununla birlikte siyaset sahnesine yeniden çıkardığı küskünlerle yaptığı bir anlaşma ile İsmet İnönü de rejimin kalıcılığına verdiği önemi ortaya koymuş oluyordu.

 Cumhuriyet ve inkılapları korumak ve devam ettirmek için “Atatürkü korumak ve şahsı ile uğraşmamak” ilkesinde uzlaşılmıştı. 30 Haziran 1939da ise Hatayın Türkiyeye katılması gerçekleşti. Atatürkün büyük ölçüde hazırladığı bu sürecin İnönü döneminin ilk günlerinde tamamlanması sevindirici bir olay olmuştur.


29 Mayıs 1939 tarihli Beşinci Olağan Kongrede 1936da başlatılan “parti devlet özdeşliğinden” vazgeçilmesi ve hükûmet çalışmalarını kontrol etmek için “müstakil gurup” kurulması Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Cumhuriyet Fırkası ile denenmiş olan demokratikleşme çabalarına dönüşün bir işareti olarak değerlendirilebilir.

 Ancak değişmez genel başkanlık için ‘Millî Şefin dört yılda bir seçimle belirlenmesinin otoritesine zarar vereceği endişesinin dile getirilmesi hem mevcut dönemin yaygın anlayışını hem de bundan sonraki sürece hâkim olacak zihniyete işaret etmesi bakımından önemlidir. 1946da vazgeçilecek olan bu uygulama, bölge ve sınıf esasına göre parti kurmayı yasaklayan hükmün kaldırılması ile de desteklenecektir.
Yeni dönemin ilk kısmı Atatürkün vefatından önce gelişini öngördüğü II. Dünya Savaşı ortamında geçmiştir. 1911den başlayarak on yıl devam eden savaş sürecinden sonra “Yurtta Barış, Dünyada Barış” ilkesini takip ederek ülke içinde yenilenme ve yeniden yapılanma çabası gösteren cumhuriyet idaresi savaşın son günlerine kadar tarafsızlığını korumuştur.

Her iki tarafın devamlı baskılarına karşın savaşın son günlerine kadar devam ettirilen tarafsızlık kadar, yeni kurulmakta olan dünyada Türkiyenin de yerini almasını sağlayacak adımlar atılmıştır. Nitekim 23 Ocak 1945 tarihinde Almanya ve Japonyaya savaş ilan ederek oluşturulacak

Birleşmiş Milletler Teşkilatının kurucu üyesi olmak üzere San Francisco Konferansına katılma hakkı kazanılması zikre değer diplomasi hamleleri olarak değerlendirilebilir. Çok partili hayata geçilmesi kararı Konferansa gönderilen temsilci vasıtasıyla davet sahiplerine duyurulmuştur.


İkinci Dünya Savaşı sırasındaki gelişmeler, iş birliği yapılan ve yapılmak istenilen devletlerin savaşa katılmaya zorlayan tavır, baskı ve zorlamaları yeni yönetimin 1950ye kadar olan ekonomik, idari, siyasi ve sosyal tercihlerini âdeta dayatmıştır.

Devlet gelişmelerin yönüne göre her an ortaya çıkabilecek bir savaşa girme ihtimaline karşı yaklaşık bir milyon genci silah altına almak zorunda kalmıştı. Nüfusun en dinamik kesiminden önemli bir kısmının üretim sahasından çekilip tüketici konumuna getirilmesinin ortaya çıkardığı olumsuz ekonomik etkiler ise toplumun her kesiminin şikâyetine sebep olmuştur.

 Ülke savaş döneminin ağır ekonomik şartlarından büyük oranda etkilenirken Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, ‘kadınları dul, çocukları öksüz bırakmadığı savunusu yapmasına karşın ‘bir kilo şekeri beş liraya yedirdiği ithamından kurtulamamıştır.

 

ismet inönü

 

Savaş dönemi siyasi ve sosyal uygulamalarını ekonomik uygulamalardan soyutlamak mümkün görülmemektedir. Köy Enstitülerinin kurulup yaygınlaştırılması, Milli Korunma Kanunu, Varlık Vergisi, Toprak Mahsulleri Vergisi ve nihayet Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu savaş ortamında idari, siyasi ve sosyal manada yeniden yapılandırma çalışmaları olarak da görülebilecek mahiyettedirler.


Milli Korunma Kanunu, savaş ihtiyaçlarıyla doğrudan ilgili maden ve sanayi sahasında hangi malın ne miktar üretileceğine karar verme yetkisiyle hükümete ekonomik hayatın her yönünü kontrol etme imkânı veriyordu. Kanun, alınan kararlara bağlı olarak işçilere ücretli çalışma mecburiyeti getirmek, hafta tatilini iptal etmek, istismarcıları hapis ve sürgünle cezalandırmak gibi geniş yetkileri hükümete vermekteydi. Bunun yanı sıra tarım alanında da hangi ürünün nerede, ne miktarda ekileceği devlet tarafından belirlenebilecekti.

 Devlet ekilmeyen arazileri de işletmeye açmak yetkisine sahipti. Bu kontrol olanağına karşın istismarların önlenememesi ve yönetiminin en üst düzeyde bundan şikâyet etmesi sürecin başarılı yö netilemediğinin de dolaylı olarak ifadesi olmalıdır.

Nitekim İnönü de 1 Kasım 1942 tarihindeki TBMM açış konuşmasında “şuursuz bir ticaret havası”, “haklı sebepleri çok aşan bir pahalılık belası” ve “elinden gelse soluduğumuz havayı ticaret malzemesi yapmaya kalkışan gözü doymaz vurguncu tüccar”ların milletin yaşantısını zora soktuğundan şikayet etmiştir. İnönü, “ticaretin serbestliğini bahane ederek milleti soymak hakkını hiç kimseye, hiçbir zümreye tanımamak” gerektiğini ifade etmek ihtiyacını hissetmiştir.


Gerçekten de savaş yıllarında küresel ve bölgesel ekonomik dalgalanmaların iyi yönetilememesinden kaynaklanan belirsizlik ortamı pek çok kesim tarafından istismar edilmiştir. Fırsatçı kesimlerin sağladığı haksız kazançları vergilendirmek amacıyla çıkarılan kanunlar muhataplarının büyük tepkisine neden olmuştur.
Savaş döneminin ekonomik şartlarını istismar ederek elde ettikleri yüksek kazançların vergisi vermeyenleri hedef aldığı açıklanan Varlık Vergisi uygulama aşamasında birçok suistimalleri de beraberinde getirmiştir.


Toprak Mahsulleri Vergisi ise büyük yekûn tutan savaş harcamalarının yükünün millet fertleri arasında düzenli bir şekilde dağıtılmasını sağlama için maliyetinin birkaç katı artan tarım ürünlerinden vergi alınması zarureti ile açıklanmıştır.

 Muhatap aldığı büyük toprak sahiplerinin ve ithalat ihracat işiyle uğraşan büyük tüccar kesiminin tepkisine sebep olmuştur. Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu ise her kesimden büyük toprak sahiplerini rahatsız etmiştir. Bu durumun savaş sonrası oluşan çok partili hayatı etkilediği değerlendirmeleri de yapılmaktadır.


Atatürkün “miras yoluyla parçalanmayacak ölçüde her çiftçi ailesinin yeter miktarda toprak sahibi yapılmasını “rejimin sağlam temeli” olarak nitelemesine karşın beklentilerin altında kalan toprak dağıtımı ve niteliği dikkate alınırsa yeni dönemin kazanımlarını daha dikkatli değerlendirmek gereklidir.


Fikir hayatı bakımından ise Rusya ve Almanyanın savaştaki pozisyonlarına göre aşırı sağ ve sol kesimin dönem dönem taki bata uğramış olmaları durumun hükûmet bakımından nezaketini ortaya koymaktadır. Krom ihracatı dolayısıyla Almanya, savaş döneminde bile önemli bir ekonomik ortak olarak önemini sürdürmüştür. Sovyetler Birliği ise Türkiye üzerindeki tarihî yayılma beklentilerine karşın aynı safta savaşmaya zorlayan bir dost ülke görünümündeydi. Türkiyeyi Ingiltere ve Amerika Birleşik Dev letleriyle birlikte savaşa girmeye ikna edemeyen Rusya, tarihî beklentileri için savaş sonrasında açıkça harekete geçecektir.


Nitekim savaşın bitimine yakın günlerde Sovyetler Birliğinin Doğu Anadolu ve Boğazlar üzerinde kontrol hakkı iddia etmesi Türkiyenin 1939 itibarıyla yaptığı yön tercihini Batı lehine sağlamlaştıran bir etken olmuştur. Türkiye savaşın bitimine yakın Almanya ve Japonya devletlerine savaş ilan ederek San Francisco Konferansına katıldı. Çok partili siyasi hayatı benimsediğini duyuran Türkiye, Birleşmiş Milletler çatısı altına katılmayı tercih etmişti.

 

cumhurbaşkanı

 

 

 

 

Atatürk İlkeleri Ve İnkılap Tarihi 2 Eğitim Seti İçin Tıklayınız...