Açıköğretim Adalet
Adalet 1. Yarıyıl Dersleri
Adalet 2. Yarıyıl Dersleri
Adalet 3. Yarıyıl Dersleri
Adalet 4. Yarıyıl Dersleri
Eğitim Setleri
Eğitim Videoları
İçerik Tarihi: 23-01-2014

Bloklaşma Ekseninde Dış Politika (1947-1964) Konusu

Bloklaşma  Ekseninde  Dış Politika (1947-1964) Konusu


Türkiye 1945 1947 döneminde Batı yönündeki açık tercihi çerçevesinde ve SSCBden duyduğu kaygıların da büyük etkisiyle ABD ve İngiltere'yle ilişkilerini geliştirmeye çalıştı. ABD ve İngiltere başlarda bu girişime istenilen cevabı verme  diyse de 1946 ortalarından itibaren uluslararası ortamın değişimine paralel biçimde Türkiye ile ilişkilerini geliştirdiler.

 İki ülke, Türkiyenin en fazla ihtiyaç duyduğu şeyi, yani SSCBye karşı desteği sundular. Böylece Türkiye, 1947den sonra bir tarafta ABD, diğer tarafta SSCB liderliğinde oluşan ideolojik küresel bloklaşmada, Batı ülkeleriyle birlikte ABD'nin yanında yer aldı.


Türkiyenin Sovyetler Birliği ile ilişkileri hakkında Rusya ve Azerbaycan arşivlerinde neler var diye merak ediyorsanız Cemil Hasanlının kaleme aldığı Tarafsızlıktan Soğuk Savaşa Doğru Tiirk  Sovyet İlişkileri 19391953, (çeviri Ali Asker, Bilgi Yayınevi Ankara 2011, adlı kitabı okuyabilirsiniz.


Türkiyenin Batı Blokunu tercih etmesini sadece Sovyet tehdidiyle açıklamak mümkün değildir. Bu durum Türk dış politikasının en önemli unsurlarından Batıcılık ilkesinin de doğal sonucudur. Cumhuriyetin kurulmasından itibaren ülkenin geçirdiği sosyoekonomik evrim ve iç siyaset tercihleri, Batıcı dış politikanın belirlenmesi ve uygulanması için uygun zemini sağlamıştır. Özellikle palazlanan burjuvazinin tercihi, liberal dünyayla bütünleşme yönündeydi. Soğuk Savaşm başlamasıyla oluşan ideolojik çatışmaya ve küresel çapta rekabete dayalı uluslararası ortam, dış politikada sıkıntılar yaşayan Türkiyenin çıkarına olmuştu.

 Böylece Türkiye hem güvenlik endişelerini gidermiş ve statükoyu korumuş hem ekonomik, siyasi ve askerî destek alma fırsatı bulmuş hem de 19. yüzyıl başlarından itibaren temel dış politika hedeflerinden olan Batı dünyası içinde yer alma hedefini yakalayabilmiştir.


Türkiyenin Batı Bloku içindeki yeni konumu açısından en önemli adımlardan ilki, 1947 yılında ABD Başkanı Harry Truman tarafından ilan edilen Truman Dok trininin kabulüdür. Soğuk Savaşm başlangıcı olarak nitelenen Truman Doktrini,Türkiye ve Yunanistana “uluslararası komünizme” (dolayısıyla SSCBye) karşı askerî yardım verilmesini öngörmekteydi.

 ABDnin dünya hâkimiyeti bağlamında harekete geçtiğini gösteren ve Türkiyede ABDye askerî bağımlılığın başlangıcını da oluşturan bu Doktrin, Türk yöneticileri arasında çok büyük bir memnuniyete sebep oldu. 12 Temmuz 1947 tarihli TürkAmerikan Antlaşmasıyla da askerî yardımın hukuksal çerçevesi oluşturuldu.


Türkiyenin Batı Blokuna eklemlenmesinde ikinci önemli adım 1947 Hazi ranında ABD Dışişleri Bakanı George Marshall tarafından ilan edilen Marshall Planı çerçevesinde ABDden ekonomik yardım alınmasıyla atılmıştır. Plan, ABDnin II. Dünya Savaşı nedeniyle büyük bir yıkıma uğrayan Avrupa ülkelerine ekonomik yardım yapmasını öngörmekteydi. Türkiye de fiilen savaşa girmemiş olmasına rağmen bu yardımdan yararlanmak istedi. ABD yönetimi içindeki bazı yetkililerin Türkiyenin savaşa girmediğini, bu nedenle yardımdan yararlandırılmaması gerektiği yönünde görüş bildirmelerine rağmen Türkiye de plana dahil edildi.

Böylece Türkiye 1948 1952 döneminde yaklaşık 350 milyon dolar tutarında ekonomik yardım alarak özellikle tarımda makineleşme, karayolları yapımı, maden işletmelerinin modernleştirilmesi alanlarında ilerleme kaydetti. Marshall yardımları bir yandan Türkiyenin kalkınmasına katkı yaparken diğer yandan da ABDye ekonomik bağımlılığı artırdı. Türkiyenin ekonomi politikalarının, Washingtondan gelen telkinlerle şekillendirilmesi alışkanlığının başlangıç noktasını oluşturdu.


Bu tarihten itibaren Türkiye, siyasal, ekonomik ve askerî destek sağlamak amacıyla ABD liderliğinde kurulan bütün ilgili örgütlere katılmak ve Batıdan aldığı desteği daha da artırmak yönünde bir politika izledi. Bunu yaparken kendi AvrupalI kimliğini öne çıkardı; Asyalılığı ise reddetti.

Nitekim Asya Devletleri Konfe ransına katılma davetini reddeden Türkiye, 1949da Avrupa Konseyine üye yapıldı. 1948de kurulan İsrail devletini, ABDnin de cesaretlendirmesiyle 1949da tanıyan ilk Müslüman ülke oldu. İlerleyen dönemde, Bağlantısızlar hareketine mesafeli duruş ve Cezayirin bağımsızlığı oylamasında BMde “red” oyu verme gibi tavırlar da dış politikayı olabildiğince blok tutumuyla uyumlaştırma çabası olarak değerlendirilebilir.

Dış politikadaki bu tavrın, iç politikaya da yansımaları oldu. Batı Avrupada esen komünizm karşıtı rüzgârlara paralel olarak, Türkiyedeki sol hareket baskı altına alındı. Batı dünyası içinde yer alma isteğinin bir göstergesi olarak, çok partili hayata zaten savaşın hemen ertesinde, 1946da geçilmiş, “açık oy, gizli sayım” ifadesiyle Türk siyaset tarihine geçecek çok partili seçimler yapılmıştı. Ekonomide daha liberal politikalar izlenmeye başladı.


Batıyla bütünleşme tercihi sol eğilimli ve SSCBye sempatiyle bakan küçük bir grup haricinde Türkiyedeki siyasal aktörlerin tamamına yakını tarafından benimsenmişti. İktidardaki CHPnin ABD ile yakınlaşma çabaları, en büyük muhalefet partisi DP başta olmak üzere diğer siyasi kesimler tarafından da paylaşılıyordu.

Özellikle dış politika konuları, 1950 lerin sonuna kadar iç siyasetteki çok büyük ayrılıklara ve mücadelelere rağmen, partiler üstü olarak görülecek ve iki büyük parti olan CHP ve DP arasında âdeta adı konulmamış bir mutabakat oluşacaktır.

1947den 1964e kadar süren dönemde farklı siyasal eğilimlerdeki iktidarlara (CHP,DP, 27 Mayıs Darbesi sonrasında kurulan askerî yönetim, koalisyonlar) rağmen, Blok politikasına mutlak uyum yönündeki dış politika çizgisi küçük değişikliklerle birlikte sürdürülecektir. Türk dış politikasında, Batı Blokuna (dolayısıyla ABDye) mutlak uyum, Türkiyenin jeopolitik önemini öne çıkartarak

Batıdan daha fazla siyasi, askerî ve ekonomik destek almayı hedefliyordu. Orta Doğuda komünizm tehlikesini öne sürerek Batının sözcülüğünü yapmak, denge politikasını tamamen terk etmek ve tüm dünya sorunlarına ve dinamiklerine sadece Blok çerçevesinden bakmak biçiminde özetlenecek bu yaklaşım, doğal olarak Türkiyenin ABDye bağımlılığını gün geçtikçe artıracaktır.

 

 

Atatürk İlkeleri Ve İnkılap Tarihi 2 Eğitim Seti İçin Tıklayınız...