Açıköğretim Adalet
Adalet 1. Yarıyıl Dersleri
Adalet 2. Yarıyıl Dersleri
Adalet 3. Yarıyıl Dersleri
Adalet 4. Yarıyıl Dersleri
Eğitim Setleri
Eğitim Videoları
İçerik Tarihi: 23-01-2014

Çok Partili Hayata Geçiş Süreci Konusu

Çok Partili  Hayata Geçiş  Süreci Konusu


Çok partili siyasi hayatı yaşama geçirmek, “bila kaydı şart hakimiyeti milliye” düsturu ile yola çıkan, demokratik bir cumhuriyet idealini ortaya koyan Türkiye Cumhuriyeti için dönüm noktalarından biridir. Atatürkün hedeflediği çağdaş medeniyet seviyesine ulaşmadaki en önemli adımlardan biri olan çok partili parlamenter hayata geçiş ancak İkinci Dünya Savaşı sonunda gerçekleştirilebilmiştir.

 Atatürkün çok istemesine rağmen siyaset adamlarının sürecin hassasiyetini layığı ile değerlendirememeleri başta olmak üzere çeşitli sebeplerle hayata geçiremediği çok partili demokratik hayata İkinci Dünya Savaşının bitiminden sonra geçilebilmiştir. Bu sürecin halkın oyu ile hükümeti kuracak partiyi belirlemesi aşamasına kadar gelmesinde demokratik idarelerin hakim olduğu dış politik şartların yönlendirmesi söz konusu ise de Cumhurbaşkanı İsmet İnönünün büyük katkısı olmuştur.


İsmet İnönünün millî hâkimiyet anlayışının en açık ve öz anlatımı onun 1 Kasım 1945te Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışında yaptığı konuşmada görülür. Çok partili sürecin henüz başlangıcında yaptığı bu değerlendirme demokrasi anlayışı başlığı altında toplayabileceğimiz düşüncelerinin özeti mahiyetindedir. Konuşmasında kişi ve aile hâkimiyetinin belirleyici olduğu altı asırlık bir devlet anlayışı ve geleneğinden yepyeni bir döneme geçiş aşamasında yaşananları bir zaruret olarak niteleyen İnönü, devletin temel karakteri olarak demokrasiye dikkat çekmekteydi “Devletin karakterinin bu kadar büyük değişiklikleri meydana getirebilmek için devrimci olması zaruridir. Bunun yanında temel olarak Cumhuriyetin bir halk idaresi olarak kuruluşu, yani demokratik karakteri esas tutulmuştur”.


Söz konusu ortamda yapılan inkılabın halkın oy birliği ile gerçekleştirilmesinin beklenemeyeceğine işaretle: “İlk devirlerinde fesin yerine şapkanın giyilmesini ve devletin laik bir Cumhuriyet olmasını ve Latin harflerini bütün bunları açık ve uzun tartışma ile kabul ettirmemizi insaflı hiç kimse bekleyemezdi” diyen İnönü, yapılanların millet temsilcilerinin kararlarına dayandığını da hatırlatmaktaydı: “Bütün bu devrimlerin yine bir diktatörlük rejiminin eseri olarak meydana gelmemiş, hepsi Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetleri ve hesap sormaları önünde yenilmişti.” İnönü, söz konusu dönemi değerlendirirken “bütün büyük devrimlerin 1923ten 1939a kadar meydana geldiği ve altı seneden beri de bir cihan harbi içinde bulunduğumuz unutulmamalıdır” diyerek gerek şekil gerekse içerik olarak büyük değişimlerin çok kısa bir sürede gerçekleştiğini hatırlatmak ihtiyacını duymuştu.


Gerçekten de “Demokratik karakter bütün Cumhuriyet devrinde prensip olarak muhafaza olunmuştur. Diktatörlük prensip olarak hiçbir zaman kabul olunmadıktan başka zararlı ve Türk milletine yakışmaz olarak daima itham edilmiştir”. Yapılan her işte ve harcamada Millet Meclisinin kontrolünün bulunduğuna dikkat çeken İnönü, sistemin tek eksiğinin muhalefet partisi olduğunu ancak bunun da Türkiyenin kendine özgü şartlarına göre gerçekleşeceğini vurguluyordu: “Bizim tek eksiğimiz hükûmet partisinin karşısında bir parti bulunmamasıdır. Bu yolda memlekette geçmiş tecrübeler vardır.

 Hatta iktidarda bulunanlar tarafından teşvik olunarak teşebbüse girişilmiştir. İki defa memlekette çıkan tepkiler karşısında teşebbüsün muvaffak olmaması büyük talihsizliktir. Fakat memleketin ihtiyaçları sevkiy le hürriyet ve demokrasi havasının tabii işlemesi sayesinde başka siyasi partinin de kurulması mümkün olacaktı”.


Cumhurbaşkanı İsmet İnönünün ifadesiyle “Demokrasinin her millet için müşterek prensipleri olduğu gibi her milletin karakterine ve kültürüne göre birçok özellikleri de vardı” ve “millet kendi bünyesine ve karakterine göre demokrasinin kendisi için özelliklerini bulmaya mecburdu”.

1945 Kasımından itibaren Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milleti demokrasinin kendine özgü özelliklerini bulma süreci başlamıştır. Bu aşamanın da dönemin devlet adamlarının anlayışına göre şekil lendirildiğine işaret etmeliyiz. Zira Cumhurbaşkanı bu konuşmayı yaparken 7 Temmuz 1945 tarihinde Nuri Demirağ adlı sanayicinin birinci meclis dönemi muhaliflerinden bazı şahsiyetleri yanına alarak kurduğu Milli Kalkınma Partisini yok saymıştır. Muhalefet partisi yine Cumhuriyet Halk Partisinin içinden çıkacaktı.

 

Bu dönemin bir ileri hamlesi olarak çok partili siyasi hayata geçişin adımları atılmaya başlandı. Parti içi tartışmalar basında geniş biçimde yer almaya başladı. Savaş dönemi uygulamalarını açıkça tenkit eden Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan 7 Haziran 1945te Anayasanın millî egemenlik ilkesine işlerlik kazandırılması ve parti hayatının demokrasiye uygun şekilde düzenlenmesi için “dörtlü takrir” verdiler.

 Parti içi tartışmaları başlatan bu adım net bir karara ulaşamadı. Ancak takrir sahipleri Partiden atıldılar. Cumhuriyet Halk Partisinde üst düzey görevler yapmış bu dört milletvekili 7 Ocak 1946 tarihinde Demokrat Partiyi kurdu.

 

demokrat parti

 

Kuruluş aşamasında Atatürk’ün Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda yaptığı gibi iki taraf; Cumhurbaşkanı İnönü ve Demokrat Partinin başkanı Celal Bayar “laiklik ve cumhuriyetçilik” ilkelerine sahip çıkmada anlaşma sağladılar.

 

 

 

Atatürk İlkeleri Ve İnkılap Tarihi 2 Eğitim Seti İçin Tıklayınız...