Açıköğretim Adalet
Adalet 1. Yarıyıl Dersleri
Adalet 2. Yarıyıl Dersleri
Adalet 3. Yarıyıl Dersleri
Adalet 4. Yarıyıl Dersleri
Eğitim Setleri
Eğitim Videoları
İçerik Tarihi: 23-01-2014

II. Dünya Savaşında Dış Politika Konusu

II. Dünya Savaşında  Dış Politika Konusu


1939 Nisanında İtalyanın Arnavutluğu işgal etmesi, Türkiyenin Fransa ve İngiltereyle ilişkilerinin ivme kazanmasına yol açmıştır. Çünkü İtalyanın Akdenizde yayılma politikasından derin bir endişe duyan Türkiye bu politikanın Arnavutlukun işgaliyle uygulamaya sokulduğunu görmüştür.

 İngiltere ve Fransa söz konusu işgal üzerine, Yunanistana ve Romanyaya yaptığı gibi Türkiyeye de tek taraflı güvence vermeyi teklif etmiştir. Türkiye reddettiği bu teklifin yerine, İngiltere ile karşılıklı yükümlülüklere dayalı bir ittifak antlaşması imzalanması için müzakere sürecinin başlatılmasını önermiştir.

 Zira savaş hızla yaklaşırken Türkiye, İngiltere, Fransa ve SSCB ile dostluğunu geliştirmeyi hedeflemekteydi. Ankara, bu üç ülkenin Almanya ve İtalyaya karşı birleşmelerinin kendi yararına olacağını değerlendirmekteydi. Fakat diğer yandan bu dönemde Moskova, Berlinle ilişkilerini düzeltmeye girişmiş, iki ülke arasında gizli diplomasi trafiği yoğunlaşmıştı.


Nitekim 23 Ağustos 1939da Almanya ve SSCB arasında bir Saldırmazlık Paktı imzalanmış, ardından Almanyanın 1 Eylülde Polonyaya saldırmasıyla II. Dünya Savaşı başlamıştı. Böylece Türkiyenin İngiltere ve Fransayla ittifakını Sovyet dostluğuyla pekiştirme ve bağdaştırma politikası istenmeyen biçimde sonuçlanmıştı. Yine de dönemin Dışişleri Bakanı Şükrü Saraçoğlu 22 Eylülde Moskovaya giderek son bir denemede daha bulundu.

 Saraçoğlu burada Sovyet tarafının Montrö Antlaşmasınm değiştirilmesi talebiyle karşı karşıya kaldı.

Saraçoğlunun Moskova ziyareti Türkiyenin SSCByi kendi yanına çekme politikasının sonuçsuz kalmasının yanı sıra, SSCBnin Boğazların statüsüyle ilgili görüşleri sebebiyle de Ankarada olumsuz bir algıya sebep oldu. Bu tarihten itibaren Ankara Hükümeti, Türk Boğazlarıyla ilgili ulusal egemenliğe aykırı talepleri olan SSCBden sürekli olarak kuşku duyacaktır.

SSCByi de yanma almaktan ümidini kesen Türkiye, 19 Ekim 1939da Ankara da İngiltere ve Fransa ile “Üçlü İttifak olarak bilinen Karşılıklı Yardım Antlaşmasını imzalanmıştır. Antlaşmadaki en önemli husus, Türkiyenin bir Avrupa devleti tarafından başlatılan savaşın Akdenize yayılması hâlinde İngiltere ve Fransaya yardım yükümlülüğü altına girmesiydi. Buna mukabil Türkiye kendisini Sovyetler Birliği ile çatışmaya götürecek yolları kapamak hassasiyetini koruyordu. Nitekim, Antlaşmaya bağlı iki numaralı protokol buna dairdi. Burada söz konusu antlaşmadan doğan yükümlülüklerinin Türkiyeyi SSCB ile silahlı bir uyuşmazlığa sürüklemesine neden olacak ya da böyle bir sonucu verecek bir eyleme zorlamayacağı ifade edilmekteydi.

 Bu hüküm, savaşa katılma yükümlülüğünden kurtulmak isteyen Türkiye tarafından sıklıkla ileri sürülecektir. Haziran 194le kadar SSCB ile Almanya arasında bir ittifakın söz konusu olması Türkiyenin işini kolaylaştırıyordu. 1939 Ekiminde İtalyanın savaşa girmesiyle savaş Akdenize yayılmış olsa da Türkiye, kendisini SSCB ile bir savaşa sürükleyebileceği gerekçesiyle Almanyaya karşı İngiltere ve Fransaya yardım etmekten kaçınmıştır. Dahası 18 Haziran 194l de Almanya ile bir Saldırmazlık Antlaşması imzalayarak, bu ülkenin kendisine saldırmasının da önüne geçmeye çalışmıştır.

Almanyanın 22 Haziran 1941de SSCBye saldırmasıyla iki ülke arasındaki ittifak durumu ortadan kalktı. SSCB ile İngiltere arasında, bu kez Almanyaya karşı yeni bir ittifak kurulduktan sonra dahi Türkiye, bütün baskılara rağmen, çeşitli gerekçeler ileri sürerek, savaş dışı kalma durumunu sürdürmeye çalışmıştır. Türkiyenin bu çabalarına mukabil İngiltere ve Amerika da savaş bitmeden işe dahil olması gerektiğini vurguluyorlardı. Bu meyanda İngiltere Başbakanı Churchill, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile görüşmek üzere Türkiyeye de gelmiştir.


Ankara, güvenlik bakımından uygun görülmediği için 3031 Ocak 1943 Adana Yenicede yapılan görüşmelerdeki amaç 1942de yoğunlaşan Alman baskısından bunalan Sovyetler Birliğinin yükünü hafifletmek ve Almanların kuvvetlerini farklı cephelerde meşgul etmek şeklinde özetlenebilir.

 Heyetler olarak yapılan görüşmelere Türkiye adına: İsmet İnönü, Şükrü Saraçoğlu, Mareşal Fevzi Çakmak, Numan Menemencioğlu; İngiltere adına: W.Churchill, Ankara Büyükelçisi KnatchbullHu gessen, Dışişleri Müsteşarı A. Codogan, Gen.Kur.Baş. A.Brooke, İran ve Irak Komutanı M.Wilson katılmışlardı.


Churchillin İsmet İnönüyü ikna için Türkiyenin Rusya endişesini ve savaş sonrasında olabilecekleri de gündeme getirdiği toplantıda Cumhurbaşkanının Türk ordusunun böyle bir savaş için silah ve teknoloji olarak hazırlıksız ve yetersiz olduğunu ileri sürmesi üzerine istenilen her tür silahın ve eğitiminin verilmesi gündeme gelecektir. Ancak kendisi de asker kökenli olan ve ordunun durumuna vakıf olan Cumhurbaşkanı İsmet İnönü durumu idare etmesini bilecektir.

 

1 inönü

 

Üçlü İttifak Antlaşması, Türkiyenin savaş içindeki hukuksal ve siyasal durumunu belirleyen bir antlaşmadır. İttifak Antlaşması hükümlerinden açıkça görüldüğü gibi Türkiye savaşta tarafsız değil, savaş dışı bir müttefik devlettir. Buna rağmen Türkiyenin savaş esnasında Almanyaya krom madeni satmaya devam etmesi ve bazı Alman savaş gemilerinin Boğazlardan geçişine izin vermesi, müttefiklerinin zaman zaman tepkisini çekmiştir.

 Hatta bu tutumu sebebiyle Türkiyeyi cezalandırmak isteyen İngiltere ve ABD, Türkiyeye yaptıkları askerî yardımı kesmişlerdir. Bu ülkelerin Türkiyeden duydukları şüphe ve rahatsızlık, savaş sonrasında da bir süre devam edecek ancak Soğuk Savaşın başlamasıyla son bulacaktır.


Türkiyenin savaş dışı statüsü savaşın sonuna kadar sürmemiş, Yalta Konferansında alınan kararlar uyarınca Türkiye 1945 Şubatmda Almanya ve Japonyaya savaş ilan etmiştir. Bu askerî bir eylemden ziyade, Birleşmiş Milletler teşkilatına kurucu üye olabilmek için takınılmış hukuki ve siyasi bir tutumdan ibarettir.


II. Dünya Savaşı sırasında Türkiyenin temel hedefleri, savaşa katılmamak ve topraklarının işgale uğramasını engellemek olmuştur. Savaşa girmesi karşılığında gerek Müttefik gerek Mihver devletlerinin yaptığı toprak kazanımı önerilerini ise reddetmiştir. Türkiyeyi yönetenler Osmanlı Devletinin yıkılıp Cumhuriyetin kurulduğu son on yıllık savaş döneminin yıkımlarını yaşamışlardı. Buna ilaveten ülkenin ekonomik ve askeri olarak çok zayıf olduğunu bildiklerinden, savaşa girmenin Türkiye açısından sonu felaketle sonuçlanabilecek bir macera olacağı değerlendirmesini yapmışlardır. Üstelik yeni kurulan devlet, içteki reformları henüz tam olarak gerçekleştirememişti. Bu da savaşa katılmama politikasının çok açık bir biçimde benimsenmesine yol açmıştır.
 

 

inönü

 

Türkiyenin, imza attığı Üçlü îttifaka ve başta Ingiltere olmak üzere Müttefik devletlerden gelen baskılara rağmen fiilen savaşa girmemesi ve Almanya ile ilişkilerini sürdürmesi, bu devletlerle arasında bir güven bunalımı ortaya çıkmasına yol açmıştır.

Bunun neticesinde Türkiye savaşın bittiği dönemde, bir yalnızlık ve Batıdan dışlanmışlık hissiyatı yaşamaktadır. Müttefik devletler içinde Türkiye konusunda en sert düşüncelere sahip olan SSCB, savaş sonrasında sınır revizyonu ve Boğazlara ilişkin yeni düzenlemeler yapılması hususundaki görüşlerini ilke olarak ABD ve Ingiltereye benimsetmeyi başarmıştır. Böylece savaşın bitmesinin hemen ardından Türk diplomasisi için zor yıllar başlamış oluyordu.

 

 

Atatürk İlkeleri Ve İnkılap Tarihi 2 Eğitim Seti İçin Tıklayınız...