Açıköğretim Adalet
Adalet 1. Yarıyıl Dersleri
Adalet 2. Yarıyıl Dersleri
Adalet 3. Yarıyıl Dersleri
Adalet 4. Yarıyıl Dersleri
Eğitim Setleri
Eğitim Videoları
İçerik Tarihi: 01-01-2014

İnsan Hakları Sözleşmesinin Öngördüğü Koruma Sisteminin Dayandığı Temel İlkeleri

AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞME’NİN ÖNGÖRDÜĞÜ KORUMA SİSTEMİNİN DAYANDIĞI TEMEL İLKELER


Mahkeme’nin özgürlükleri koruma sisteminin temelinde ilk olarak birey eksenli temel hakları korumak amacı bulunur. İkinci olarak bu sistemin etkili işleyebilmesinde bireysel başvuru hakkı esaslı bir yer tutar. Üçüncü olarak ise, bu sistem yerindenlik (subsidiarite) ilkesine dayanır.


Sözleşme’de güvence altına alınan haklar sadece birinci kuşak haklar olarak da nitelendirilen temel haklardır. Başka bir anlatımla, bu haklar her kişi için, yaşadığı siyasal rejim ne olursa olsun vazgeçilmeyecek nitelikte temel haklardır. Her ne kadar, ekonomik haklar gibi kişinin yaşam koşullarının düzenlemesine ilişkin konularla ilgili olarak da Mahkeme kararlar kabul etse de, temel olarak korunan haklar kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardır.


Mahkeme’nin özgürlükleri koruma sisteminin dayandığı ikinci temel ilke bireysel başvuru hakkının etkili kullanılabilmesidir. Sözleşme’nin kurmuş olduğu sistem, bireysel başvuru hakkının sağlıklı işlemesine bağlıdır. Her ne kadar Sözleşme, devlet başvurusu adı altında bir veya birden çok devletin bir başka devlet aleyhine başvuru yapmasına imkân verse de, Mahkeme’nin incelediği başvuruların ağırlıklı kısmını kişilerin doğrudan Mahkeme’ye yaptığı başvurular oluşturmaktadır. Sözleşme’nin 34. maddesine göre, “Sözleşme veya protokollerinde tanınan haklarının Yüksek Sözleşmeci Taraflar’dan biri tarafından ihlal edilmesinden dolayı mağdur olduğunu öne süren her gerçek kişi, hükümet dışı kuruluş veya kişi grupları Mahkeme'ye başvurabilir”. Nitekim devletler bireysel başvuru “hakkın (ın) etkin bir şekilde kullanılmasını hiçbir surette engel olmamayı taahhüt ederler” (34. maddenin ikinci cümlesi).


Bireysel başvuru hakkına verilen önem, Avrupa Konseyi’ne üye 800 milyondan fazla kişiye doğrudan ve herhangi bir ulusal makama başvurmadan Mahkeme’ye başvurma hakkı tanındığı anlamına gelmemektedir. Kişilerin Mahkeme önünde bireysel başvuru hakkını kullanabilmeleri için önce ulusal makamlara ve özellikle yargı yerlerine başvurmaları gerekmektedir. AİHS’nin 35. maddesinin 1. fıkrasına göre: “Mahkeme’ye ancak, uluslararası hukukun genel olarak kabul edilen ilkeleri uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmesinden sonra ve iç hukuktaki kesin karar tarihinden itibaren altı aylık bir süre içinde başvurulabilir.”


O halde, Mahkeme’nin özgürlükleri koruma sisteminin dayandığı üçüncü ilke yerindenlik ya da “subsidiarite” adı verilen ilkedir. Bu ilkeye göre, Sözleşme’nin uygulanmasını sağlamak, öncelikle ve özellikle Sözleşme’ye taraf devletlerin görevidir. Bu ilke gereğince, taraf devletler, insan hakları sorunlarını saptamak ve çözüm bulmak bakımından Mahkeme’ye göre daha avantajlıdır. Soruna en yakın birimin sorunu çözmekle yetkili olması anlamına da gelen yerindenlik ilkesi gereğince Mahkeme, sadece devletlerin yükümlülüklerini yerine getirmemeleri halinde devreye girer. Strazburg denetimini harekete geçiren şey, esas itibarıyla bir sözleşmeci devletin egemenlik alanında bulunan bir bireyin veya tüzel kişinin Mahkeme’ye yaptığı bir bireysel başvurudur. Bu çerçevede Mahkeme re’sen (kendiliğinden) hareket edemez. Mahkeme, bireysel ya da devletlerarası başvurular yoluyla, Sözleşme’nin ihlal edildiğine dair iddiaları incelemeye yetkilidir.


Mahkeme’nin yerindenlik ilkesi gereğince ikincil bir yargı yeri olmasının diğer sonucu, Sözleşme’nin 6. maddesi bakımından Mahkeme’nin ulusal yargı yeri kararlarını denetleyen bir “süper yetkili temyiz mercii” gibi hareket edememesi anlamına gelmektedir. Nitekim Sözleşme’nin 19. maddesine göre, Mahkeme’nin görevi taraf devletlerin Sözleşme’den doğan yükümlülüklerine saygıyı sağlamaktır.
 

 

 

İnsan Hakları Kamu Özgürlükleri Eğitim Setleri İçin Tıklayınız...