Açıköğretim Adalet
Adalet 1. Yarıyıl Dersleri
Adalet 2. Yarıyıl Dersleri
Adalet 3. Yarıyıl Dersleri
Adalet 4. Yarıyıl Dersleri
Eğitim Setleri
Eğitim Videoları
İçerik Tarihi: 23-01-2014

Kıbrısa “Barış Harekâtı” Konusu

Kıbrısa “Barış Harekâtı” Konusu


Türk dış politikası gündemine 1950lerde bir daha hiç çıkmamacasına giren Kıbrıs sorunu yukarıda değinildiği gibi Rumların anayasal düzeni değiştirme çabaları ve Adadaki Türklere yönelik saldırılarıyla yeni bir boyut kazanmıştı. Türkiye 1964te ki müdahale girişiminden sonra 1967de de müdahale kararı almış ama Rum yönetiminin geri adım atması üzerine müdahale gerçekleştirilmemişti.

 Zaten Türkiyenin o dönemdeki askerî durumu Adaya yönelik bir müdahalenin büyük kayıplar pahasına gerçekleştirilmesi sonucunu doğurabilirdi. Adadaki durum 1967den sonra biraz düzelse de kesin bir çözüme ulaşılamadı.

 Yunanistanda 1967 yılında darbeyle iktidara gelen Albaylar Cuntası, Yunanistanın Kıbrıs Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makariosa verdiği koşulsuz desteği devam ettirmedi. Makariosu üçüncü dünyacı ve bağımsızlıkçı bulan Cunta, Makariosun yerinden edilmesini ve böyle ce Adanın Yunanistana kolayca bağlanmasını hedeflemekteydi.

 15 Temmuz 1974te Yunanistan tarafından desteklenen Nikos Sampson tarafından Adada bir askerî darbe yapıldı ve Makarios Kıbrısı terk etmek zorunda kaldı. Başbakan Bülent Ecevit ve Başbakan Yardımcısı Necmeddin Erbakan bu gelişmeye sert tepki gösterdiler.

 Ingiltere ve Yunanistana anayasal düzenin değiştirildiği, bu nedenle Adaya ortaklaşa müdahale edilmesi teklif edildi. Görüşmelerden sonuç alınamaması üzerine 20 Temmuz 1974te Türk ordusu Kıbrıs Barış Harekâtının ilk safhasını başlattı. ABD müdahaleye çok sıcak bakmasa da Türk Hükûmetinin kararlılığı karşısında etkili olamadı. Dünya kamuoyu Kıbrıstaki darbeye hiç olumlu bakmamış, darbenin arkasında Albaylar Cuntasının olduğunu anlamıştı.


Türkiyenin Kıbrıs Barış Harekâtı iki aşamada gerçekleştirildi. Birinci Harekât üç gün sürdü ve Türk ordusu Girneden Lefkoşeye uzanan bir alanı kontrol altına almayı başardı. Türkiye BMnin ateşkes kararını kabul etti fakat Adaya askerî yığınak yapılmaya devam edildi.

 Birinci Harekât dünya kamuoyu tarafından desteklenmekte, Türkiyenin garanti antlaşması çerçevesinde anayasal düzeni yeniden tesis etmek amacıyla Kıbrısa müdahalesi uluslararası hukuka uygun görülmekteydi.

 

kıbrıs

 

Harekâtın ardından Temmuz ve Ağustos aylarında Cenevrede yapılan konferanslarda soruna bir çözüm bulunması için müzakereler yürütüldü. Türkiyenin Adada oluşturulacak kantonlara dayalı çözüm önerisinin Rum tarafınca hemen kabul edilmemesi nedeniyle 14 Ağustosta Kıbrıs Barış Harekâtının ikinci safhası başlatıldı.

Türk ordusu Adanın üçte birinden fazlasını 3 gün içinde kontrolü altına aldı.

Sorun böylece fiili durum yaratılması yoluyla çözülmüş oluyordu. Birinci hare kâtın aksine ikinci harekât, ABD başta olmak üzere dünya kamuoyu tarafından meşru görülmedi. Rum lobisinin de etkili biçimde çalışmasıyla Türkiyeyi “işgalci” olmakla suçlayanların sayısında bir artış yaşandı.

 

1975te Kıbrıs Türk Federe Devletinin kurulmasıyla Adada iki kesimlilik fiilen yaratılmış oldu. 1983te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) kurularak bağımsızlık ilan edildiyse de bu devlet Türkiye dışında hiçbir ülke tarafından tanınmadı.

İki taraf arasında 1975te başlayan ve fasılalarla devam eden görüşmelerde kimi zaman umut ışığı yansa da hiçbir sonuç elde edilemedi. Kıbrıs konusu günümüze kadar çözülemeyen bir sorun olarak Türkiyenin dış politika gündeminin en önemli maddelerinden biri olacak, Güney Kıbrıs Rum yönetiminin 2004te Avrupa Birliğine üye olmasıyla TürkiyeAB ilişkilerini de derinden etkileyen bir sorun hâline gelecektir.


1974ten sonra TürkYunan ilişkilerinin ağırlık merkezi Kıbrıs sorunundan Ege sorunlarına kaymıştır. İki ülke arasında, karasuları, hava sahası, kıta sahanlığı, Ege adalarının Yunanistan tarafından silahlandırılması, FİR (Uçuş Bilgi Bölgesi) hattı gibi konulardaki görüş ayrılıkları özellikle 1970lerin sonundan itibaren ciddi krizlere yol açmıştır. 1978 ve 1987de iki ülke Ege sorunları nedeniyle savaşın eşiğine gelmiştir. İki ülke arasındaki sorunlar tarafların sorunlara bakış açılarındaki derin farklılıklar nedeniyle müzakere konusu bile olamamıştır. 1974te NATOnun askerî kanadından ayrılan Yunanistanın 1978den itibaren dönme girişimleri Türkiye tarafından veto edilmiştir.

Türkiyenin temel isteği Egedeki komutakontrol sahalarının belirlenmesiydi. Türkiye vetosunu 12 Eylül darbe yönetimi döneminde kaldırmıştır. Amerikalı NATO komutanı Orgeneral Rogers, Milli Güvenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Kenan Evreni Yunanistanın NATOya dönüşü konusunda ikna etmiş, komutakontrol sahası meselesinin Türkiyenin istediği gibi çözüleceği garantisini vermişti. Türkiye, Yunanistanın NATOya dönmesine izin vermesine rağmen, Rogersın Ege hakkındaki taahhütleri hiçbir zaman gerçekleşmemiştir.


Türkiyenin çok yönlü dış politikası Orta Doğuya yönelik dış politikasında da önemli değişiklikler meydana getirdi. Türkiye öncelikle radikal Arap devletlerinin yoğun tepkisini çeken, bölgede Batı yanlısı örgütlenmelere öncülük etme olarak algılanan politikasını terk etti. Bölgeye yönelik körü körüne Batı yanlısı söylem yumuşatıldı. ABDnin bölgeye yaptığı müdahalelere destek verilmemeye başlandı.

İsraille ilişkiler sürdürülmekle birlikte, eski sıcaklık azaltılmış, Türkiye uluslararası alanda Filistin davasına çok daha açık bir destek vermeye başlamıştı. 1967 ve 1973 Arapİsrail Savaşlarında Arap tarafı desteklendi.

 ABDnin Türkiyedeki üslerinin Arapİsrail Savaşlarında kullanılmasına izin verilmedi. Türkiye 1972de kurulan İslam Konferansı Örgütüne, anayasal sorunlara rağmen özel bir statüyle üye oldu. Bunlarla birlikte, Türkiye çözümü çok zor Arapİsrail anlaşmazlığının kendisini yıpratmasını önlemek amacıyla sorunu uzaktan ve mümkün olduğunca tarafsız bir şekilde izlemeyi tercih etmiş, sorunun aktif bir tarafı olmaktan özenle kaçınmıştır.

 


 

 

Atatürk İlkeleri Ve İnkılap Tarihi 2 Eğitim Seti İçin Tıklayınız...