Açıköğretim Adalet
Adalet 1. Yarıyıl Dersleri
Adalet 2. Yarıyıl Dersleri
Adalet 3. Yarıyıl Dersleri
Adalet 4. Yarıyıl Dersleri
Eğitim Setleri
Eğitim Videoları
İçerik Tarihi: 13-01-2014

Rüşvet Konusu

Rüşvet Konusu

 


A. Genel olarak rüşvet, bir kamu görevlisi ile herhangi bir kişi arasında gerçekleştirilen ve kamu görevlisinin yetkilerinin icrası ile ilgili bir iş için diğerinden haklı olmayan bir karşılık kabul etmesi sonucunu doğuran bir anlaşmadan ibarettir. Böyle bir fiil kamu yönetiminin menfaatlerine büyük ölçüde zarar verdiğinden, devlet, anlaşmaya katılanların her ikisini de, yani rüşvet alan kamu görevlisini olduğu kadar rüşvet veren kişiyi de cezalandırmak suretiyle bu tür fiilleri yasaklamaktadır. Bu iki kişinin davranışları birbiriyle sıkı sıkıya bağlantılıdır. Rüşveti kabul edenin hareketine zorunlu olarak verenin hareketi tekabül eder. Bunlardan biri diğeri olmadan düşünülemez. Bu nedenle tipik birçok failli suç hatta iki yönlü birçok failli suç söz konusudur.


Ceza Kanunu, rüşvet suçunu 252. maddesinde çok failli bir suç olarak düzenlenmiştir. Ancak bu maddede, sadece rüşvet konusunu oluşturan işin, görevinin gereklerine aykırı olması hali yani, mülga Ceza Kanunu döneminde ağır rüşvet olarak nitelendirilen fiiller cezalandırılmaktadır. Buna karşılık görevin yerine getirilmesi için menfaat sağlama, başka bir deyişle mülga Ceza Kanunu döneminde basit rüşvet alma olarak adlandırılan durum rüşvet olmaktan çıkarılmış ve görevi kötüye kullanma olarak cezalandırılmıştır (TCK. m.257, f.3).


Öte yanda, mülga Ceza Kanunu gibi yürürlükteki Ceza Kanunu da önceden rüşvet ipotezini öngörmemiş aksine rüşveti “bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişi ile varılan anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlaması” olarak tanımlanmıştır (TCK. m.252, f.3).


Dolayısıyla önceden bir anlaşma olmaksızın, sadece yapılan işten duyulan memnuniyetin ifadesi olarak sağlanan yarar rüşvet suçunu oluşturmayacaktır. Yargıtay da bu görüştedir.
B. Buraya kadar yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, irtikâp ve rüşvet birbirlerine çok benzemektedir. Dolayısıyla bunları birbirinden ayırmak her zaman kolay olmamaktadır.
Halen doktrin ve uygulamaya hakim olan görüşe göre, rüşvetin esası, kamu görevlisi ile özel kişi arasında bir serbest anlaşma da yer almaktadır. Bu iki kişi tam anlamıyla bir suç anlaşmasını gerçekleştirmektedirler. Halen hâkim olan bu ayırıcı ölçüte göre, rüşvet, özelliğini taraflar arasındaki eşitlik durumundan alır. Buna karşılık irtikâbın ayırıcı özelliği, kamu görevlisinin üstün durumda olmasıdır.
Özü itibariyle doğru olan bu görüşün tamamlanması gerekmektedir. Gerçekten eğer kişi kamu yönetiminin zararına meşru olmayan bir avantaj elde etmek istemekteyse, kamu görevlisi ile kişi arasındaki durum eşitlik esasına dayanmasa bile, irtikâp değil, rüşvet söz konusu olacaktır. Çünkü bu gibi durumlarda kişi, kamu görevlisinin mağdur ettiği kimse değil, kamu kurumunun menfaatlerine zarar veren bir hareketin gerçekleştirilmesinde onunla işbirliği yapan kimsedir.


C. Rüşvet, daha önce de belirtildiği üzere, çok failli bir suçtur. Teşebbüs durumu hariç, daima iki kişinin varlığını gerektirir. Bunlardan biri rüşvet alan, diğeri rüşvet verendir.
Ceza kanunlarının uygulamasında kamu görevlisi sayılanlar (TCK. m.6, f.1, b.c) rüşvet alan olabilirler.


Suçun işlenmesinden sonra kamu görevlisi sıfatının sona ermiş olması, rüşvet suçunun da ortadan kalkması sonucunu doğurmaz.
TCK’nın 255. maddesi “Görevine girmeyen ve yetkili olmadığı bir işi yapabileceği veya yaptırabileceği kanaatini uyandırarak yarar” sağlanmasını ayrı bir suç saymıştır. Bu suçun faili de kamu görevlisi olmalıdır. Aksi halde dolandırıcılık (TCK. m.158, f.2) veya kamu görevinin usulsüz olarak üstlenilmesi (TCK. m.262) ya da özel işaret ve kıyafetleri usulsüz kullanma (TCK. m.264) suçları söz konusu olur.
Ceza Kanunu, rüşveti düzenleyen birinci fıkra hükmünün, “kamu niteliğindeki meslek kuruluşları, kamu kurum ve kuruluşlarının ya da kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının iştirakiyle kurulmuş şirketler, bunların bünyesinde faaliyet icra eden vakıflar, kamu yararına çalışan dernekler, kooperatifler ya da halka açık anonim şirketlerle hukuki ilişki tesisinde veya tesis edilmiş hukuki ilişkinin devamı süresinde, bu tüzel kişiler adına hareket eden kişilere görevinin gereklerine aykırı olarak yarar sağlanması halinde de” uygulanacağını hükme bağlayarak (TCK. m.252, f.4), hükümde sayılan tüzel kişiler adına hareket eden kişilerin de, kamu görevlisi olmasalar bile, rüşvet alan olabilecekleri kabul edilmiştir.


Aynı şekilde Kanun, “Yabancı bir ülkede seçilmiş veya atanmış olan, yasama ve idarî veya adlî bir görev yürüten kamu kurum veya kuruluşlarının memur veya görevlilerine veya aynı ülkede uluslararası nitelikte görevleri yerine getirenlere, uluslararası ticari işlemler nedeniyle, bir işin yapılması veya yapılmaması veya haksız bir yararın elde edilmesi veya muhafazası amacıyla, doğrudan veya dolaylı olarak yarar teklif veya vaat edilmesi veya verilmesi de rüşvet sayılır” demek suretiyle, bir kısım yabancı görevlilere yarar sağlanmasını da rüşvet saymış, böylece “Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesi”nin hükümlerini uygulanabilir hale getirmiştir.


Rüşvet veren ise herhangi bir kimse olabilir. Rüşvet suçu genellikle üçüncü bir kişinin yardımı ile işlenir. Yürürlükteki Ceza Kanunu bu konuya ilişkin özel bir hüküm içermemektedir. Bu durumda aracının sorumluluğu iştirak hükümlerine göre (TCK. m.37 vd) belirlenecektir.


D. Bu suçun maddi unsuruna gelince, rüşvet alma kamu görevlisinin “görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır”.
Rüşvet verme ise, yukarıdaki amaçlarla kamu görevlisine yarar sağlanmasıdır. Kanun rüşvet vereni de, alan gibi cezalandırmaktadır (TCK. m.252, f.1)

Kanun, sağlanan yararın azlığını suçun oluşması yönünden nazara almamıştır. Ancak rüşvetten söz edilebilmesi için, kamu görevlisinin yaptığı iş ile kişinin kamu görevlisine sağladığı yarar arasında belli bir oranın bulunması gerekir. Dolayısıyla bu ikisi arasında çok açık bir oransızlık bulunduğunda, örneğin, ufak bir bağış veya ikram yahut nezaket ifadesi olarak küçük bir hediye söz konusu olduğunda, bunun kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapıp yapmaması konusundaki iradesine etki ettiği söylemez ve rüşvetten söz edilemez.


Herhangi bir rüşvet anlaşmasına konu olmayan yararlar rüşvet suçunu oluşturmaz. Ayrıca görevin gereklerine aykırı olarak bir işin yapılması veya yapılmaması amaçlarını bilmeden kendisine yarar sağlayan kamu görevlisi veya buna aynı şekilde yarar sağlayan kişi rüşvet suçunu işlemiş olmaz.


Rüşvet suçunun varlığı için rüşvetin, ya kamu görevlisinin görevinin gereği olarak yerine getirilmesi gereken bir işin yerine getirilmemesi veya kamu görevlisinin görevinin gereğine aykırı olan bir işin gerçekleştirilmesi amacıyla alınmış olması gerekir. Şu halde rüşvet anlaşmasının konusunu oluşturan iş veya davranış kamu görevlisinin görevi ile ilgili olmalıdır.


Yapılması gereken şeyi yapmamak, ya yapılması görev gereği olan bir işi yapmayı reddetmek veya böyle bir işi sadece ihmal etmek, yani sadece yapmamak biçiminde ortaya çıkar. Reddetme ve ihmal etme meşru bir sebebe dayanmamalıdır. Ayrıca, hukuken önem taşımaları, yani kamu idaresinin veya kişilerin meşru menfaatlarine zarar verebilecek nitelikte olmaları gerekir.
Yapılmaması gereken, yani görevin gereklerine aykırı olan işlerin yapılması, ancak görevi düzenleyen kurallara aykırı işleri içerir.


Kanun, 252. maddenin 3. fıkrasında rüşvet olarak “yarar sağlamak” tan söz etmekte, ancak bu yararın ne tür bir yarar olması gerektiği konusuna açıklık getirmemektedir. Buradaki yararın örneğin para, mal gibi maddi bir yarar olarak anlaşılması suçun mahiyetine uygun düşecektir.


Yararın gelecekte görevin gereklerine aykırı bir işin gerçekleştirilmesi amacıyla sağlanması gerekir. Dolayısıyla önceden bir anlaşma olmaksızın sadece görevin gereklerine aykırı olarak bir işin yapılmasından sonra sağlanan yarar rüşvet suçunu oluşturmaz.


E. Rüşvet suçu, kamu görevlisinin rüşvetin konusunu oluşturan yararı elde ettiği anda tamamlanmış olur (TCK. m.252, f.3). Rüşvet suçunun oluşması yönünden, amaçlanan işin yapılıp yapılmamasının önemi yoktur.


Belirtmek gerekir ki kanun, rüşvet konusunda anlaşmaya varılması, yani kamu görevlisi ile iş sahibi arasında belli işin yapılması veya yapılmaması amacıyla yarar sağlanmasına yönelik anlaşmanın yapılması durumunda da faillerin suç tamamlanmış gibi cezalandırılacağını öngörmüştür (TCK. m.252, f.3).


Bu durumda vaadin tutulmamış olması gibi rüşvet anlaşmasının konusunu oluşturan işin yapılmış veya yapılmamış olması da önemli değildir.


F. Rüşvet kasıtlı bir suçtur. Rüşveti alanın kastı, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için sağlandığını bilerek, gerekli olmayan bir yararı elde etmek bilinç ve iradesinden ibarettir.


Rüşvet verenin kastı ise, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için bir kamu görevlisine gerekli olmayan bir yarar sağlamak bilinç ve iradesidir.
G. Kanun, rüşvet alanın belli kişiler olmasını cezayı ağırlaştırıcı bir neden haline getirmiştir. Nitekim 252. maddesinin 3. fıkrasına göre rüşvet alan veya bu konuda anlaşmaya varan kişinin yargı görevi yapan (TCK. m.6, f.1, b.d), hakem, bilirkişi, noter veya yeminli malî müşavir olması halinde, birinci fıkraya göre verilecek ceza artırılacaktır. Hükmün yazılışından sadece alanın cezasının değil verenin cezasının da artırılacağı anlamı çıkmaktadır.


H. Kanun, rüşvet suçunun işlenmesi ile haksız menfaat sağlanan tüzel kişiler hakkında, bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacağını öngörmüştür (bak. TCK. m.60, 253). Görülüyor ki, bu tedbirin uygulanması için rüşvetin tüzel kişinin yöneticileri tarafından işlenmiş olması yetmez; bu suçun işlenmesiyle tüzel kişinin lehine haksız bir yarar sağlanmış olması da gerekir.


İ. Kanun, rüşvet olaylarının ortaya çıkmasını sağlamak amacıyla, rüşvet alan, rüşvet veren ve rüşvet suçuna iştirak edenler yönünden suç sonrası pişmanlığı (etkin pişmanlığı) cezayı ortadan kaldıran neden saymıştır.

a. Rüşvet alan, soruşturma başlamadan önce, rüşvet konusu şeyi soruşturmaya yetkili makamlara aynen teslim etmesi veya rüşvet alma konusunda yapmış olduğu anlaşmayı, soruşturma başlamadan önce yetkili makamlara haber vermesi halinde, rüşvet suçundan dolayı cezalandırılmaz (TCK. m. 254, f.1) Burada cezasızlık sadece rüşvet alan yönünden söz konusu olduğundan ve rüşvet veren cezalandırıldığından, soruşturma makamlarına teslim edilen rüşvet konusu para veya şeyin müsaderesi mümkündür.


Madde gerekçesinde, cezasızlıktan yararlanabilmesi için kamu görevlisi hakkında rüşvetten dolayı, idarî de olsa herhangi bir araştırmanın başlatılmamış olması gerektiği ifade edilmektedir. Ancak, bunun ceza soruşturması şeklinde anlaşılması daha doğru olacaktır.


b. Rüşvet veren veya rüşvet konusunda kamu görevlisiyle anlaşan kişi, soruşturma başlamadan önce, pişmanlık duyarak, durumdan soruşturma makamlarını haberdar etmesi durumunda rüşvet suçundan dolayı cezalandırılmadığı gibi, verdiği rüşvet de kendisine geri verilir (TCK. m.254, f.2).


Kanunun, cezasızlık nedeninin uygulanabilmesi için rüşvet alan yönünden pişmanlık duymasını şart koşmazken, rüşvet veren yönünden bu şartı aramasını açıklamak mümkün değildir. Bununla birlikte, belirtmek gerekir ki, rüşvet veren yönünden aranan pişmanlık gerçek bir pişmanlık değildir.


c. Rüşvet alan ve veren dışında bu suça iştirak eden diğer kişilerin, soruşturma başlamadan önce, pişmanlık duyarak durumdan soruşturma makamlarını haberdar etmesi halinde, bunlara rüşvet suçuna iştirakten ceza verilmez (TCK. m.254, f.3)


Buradaki pişmanlık da, rüşvet verenin durumunda olduğu gibi, gerçek bir pişmanlık değildir.
 

Ceza Hukuku Eğitim Seti İçin Tıklayınız...