Açıköğretim Adalet
Adalet 1. Yarıyıl Dersleri
Adalet 2. Yarıyıl Dersleri
Adalet 3. Yarıyıl Dersleri
Adalet 4. Yarıyıl Dersleri
Eğitim Setleri
Eğitim Videoları
İçerik Tarihi: 23-01-2014

Rusya ile Yakınlaşma Konusu

Rusya ile Yakınlaşma Konusu


Yeni dış politika anlayışının etkisini en çabuk gösterdiği alanlardan biri SSCB ile ilişkilerin seyridir.

1965 ve 1966 yılında yapılan karşılıklı üst düzey ziyaretlerle ilişkiler hızla geliştirilmiştir. Türkiyeyi ABDden uzaklaştırarak, kendi yanına çekmek isteyen SSCB Türkiyenin ekonomik ihtiyaçlarını karşılayan önemli anlaşmaların imzalanmasında hayli istekli davranmıştır.

Batı ülkelerinden sağlanamayan imkânlarla Seydişehir Alüminyum ve İskenderun Demir Çelik Fabrikası gibi önemli tesisler Sovyet ekonomik ve teknik yardımlarıyla yapılmıştır. Türkiyenin SSCB ile ekonomik yakınlaşması 1970 lerde de artarak sürmüştür.

 Özellikle 1974 Kıbrıs Barış Harekâtından sonra ABDnin Türkiyeye silah ambargosu uygulamaya başlaması SSCB ile yakınlaşma çabalarına ivme kazandırmıştır. SSCBnin Türkiyeye verdiği ekonomik destek yıllar içinde hızla artmış, 1972de imzalanan İyi Komşuluk İlkeleri Bildirisi ve 1978de imzalanan İyi Komşuluk ve Dostça İşbirliği Bildirisi ile TürkiyeSSCB ilişkilerinin ulaştığı seviye somutlaştırılmıştır.


İlginç biçimde, SSCB ile ilişkilerin yoğunlaştırılması, Türkiyede sol bir siyasi partinin değil, 27 Mayıs Askerî Darbesiyle kapatılan DPnin yerine kurulan Adalet Partisinin iktidar yıllarında başlamıştır. Komünizme karşı sağ çizgiye sahip olan APnin SSCB ile ilişkilerin geliştirilmesindeki politik kararlılığı hiç değişmemiştir.

 Daha sonraki yıllarda iktidara gelecek olan daha sağdaki Milliyetçi Cephe (MC) koalisyon hükümetlerinin bile, bütün antikomünist söylemlerine rağmen, SSCB ile ilişkilerin geliştirilmesini destekledikleri görülmektedir. Bu durum Türk dış politikasının yeni çizgisinin tutarlılığını yansıtan önemli bir göstergedir.


Türkiye SSCBnin yanı sıra diğer Doğu Bloku ülkeleriyle ve Doğu Bloku dışındaki sosyalist ülkelerle de ekonomik ve nispeten siyasi ilişkilerini 1960lardan itibaren hızla geliştirmiştir. Özellikle, Kıbrıs sorunu nedeniyle BMde yapılan oylamalarda üçüncü dünya ülkelerinin desteğini sağlamak için yoğun bir çaba gösterilmiştir.

Çoğunluğu Afrika ve Asyada yer alan üçüncü dünya ülkeleriyle diplomatik temaslar arttırılmış, 1950lerde var olan üçüncü dünya hareketinin komünizmin desteklenmesinin bir başka yolu olduğu yönündeki yanlış bakış açısı Türkiye tarafından tamamen terk edilmiştir.


Çok yönlü dış politikaya geçme çabaları, ister istemez TürkAmerikan ilişkilerinin yoğunluğunun kısmen azalmasına ama daha da önemlisi iki ülke arasında, daha önceki yıllarda rastlanmayan tarzda, gerilimler yaşanmasına da yol açmıştır.
AnkaraWashington hattında yaşanan dalgalanmalar, 1960larda Türkiyenin geçirdiği sosyoekonomik dönüşümün ve 1961 Anayasasının sağladığı siyasal atmosferden etkilenmiştir. Bu durum kamuoyunun dış politika karşısındaki duyarlılığının görülmedik ölçüde artmaya başlamasıyla da yakından ilintilidir.

 Bunun sonucunda bilhassa radikal sol fikirlerle tanışan üniversite gençliği Türkiyenin Batı bağlantısını açık bir biçimde eleştirmeye başlamıştır. 1961 yılında yapılan seçimlerde parlamentoya ilk defa bir sosyalist partinin (Türkiye İşçi Partisi/TİP) girmesi sonucunda TBMM kürsüsünde Türk Amerikan ilişkileri ve NATO üyeliği sorgulanır olmuştur.


Aynı yıllarda, Türkiyedeki Amerikan askerî varlığı ve bu varlığın hukuksal dayanağı olan ikili anlaşmalar kamuoyunda yoğun bir şekilde tartışılmıştır. Hızla örgütlenen Amerikan karşıtları, Türkiyedeki Amerikan varlığına yönelik şiddet hareketlerine de girişmiştir

. Bunun sonucunda ABD Türkiyedeki askerî, kültürel ve siyasi görünümünü azaltma yolunu seçmiştir. Kamuoyunun baskısıyla çoğu TBMM onayı olmadan, gizli biçimde yapılmış TürkAmerikan ikili anlaşmalarının tek bir anlaşma altında toplanması çalışmaları başlamıştır. Bu çalışmaların sonunda 1969da Türkiye ile ABD arasında Ortak Savunma ve İşbirliği Anlaşması (OSİA) imzalanmıştır. Bu dönemde Türkiyeye yönelik ABDnin askerî ve ekonomik yardımlarında önemli azalmalar meydana gelmiştir.


1960ların sonundan itibaren, “Haşhaş/Afyon Sorunu” TürkAmerikan ilişkilerinin gündemini meşgul etmeye başlamıştır. Bu dönemde ABDde artan uyuşturucu kullanımı sebebiyle ABD Başkanı Richard Nixon uyuşturucuyla mücadeleyi en önemli hedeflerinden biri hâline getirmişti. ABD yönetimi ülkeye giren uyuşturucunun en önemli kaynaklarından birinin Türkiye olduğunu düşünmekteydi.

 Bu çerçevede Türkiyedeki haşhaş üretiminin tamamen yasaklanması istenmekteydi. Türkiyede haşhaş üretiminden geçimini sağlayan yüz binlerce insan olduğundan, Başbakan Süleyman Demirel bu talebi kabul etmek istemedi.

Fakat ABDden gelen baskının ağırlaşması sonucunda Demirel Hükümeti 1970te üretimi üç il ile sınırlandırmayı kabul etmek zorunda kaldı. ABD ise üretimin tamamen yasaklanmasını istemekteydi. 12 Mart 1971deki askerî müdahaleden sonra kurulan ara hükû metin başbakanı olan Nihat Erim ABD baskılarına daha fazla dayanamayarak, Türkiyede haşhaş ekimini 1972den itibaren tamamen yasakladı. Bu kararın alınmasında Erim Hükûmetinin dışarıdaki ve içteki meşruiyetini ABDnin desteğiyle sağlama isteğinin de hayli etkisi bulunmaktaydı.


Yasaklama kararı, Türk kamuoyunda büyük tepki çekti ve Amerikan karşıtı havayı daha da yoğunlaştırdı. Ara dönemin sona ermesini sağlayan 1973 genel seçimlerinde MHP haricindeki bütün partiler yasak kararını kaldıracaklarını seçim beyannamelerinde taahhüt ettiler. Seçimlerden sonra kurulan CHPMSP Koalisyon Hükûmetinin önemli icraatlarından biri de 1 Temmuz 1974te yasağı kaldırmak oldu. Yasağın kaldırılması ABD Kongresinde büyük bir tepkiyle karşılandı. Türkiyeye yönelik bir ambargo kararı alındı. Tam bu sırada Türkiyenin Kıbrıs Barış Harekâtını gerçekleştirmesi sonucunda ambargo kararı Kıbrıs meselesiyle de ilişkilendirildi.


Kıbrıs Barış Harekâtını takiben ABDnin Ocak 1975te uygulamaya koyduğu ambargo kararı, TürkAmerikan ilişkilerinde en sorunlu yılların başlamasına sebep olmuştur. Türkiyenin askerî ve ekonomik açıdan zor durumda kalmasıyla Türkiyedeki Amerikan karşıtlığı daha güçlenmiştir. Amerikan yönetiminin karşı çıkmasına rağmen Kongre tarafından alınan ambargo kararı, Türk hükümeti tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Türkiye ambargo kararına, OSÎAyı feshetmek suretiyle ülkedeki Amerikan üslerinin faaliyetlerini kısıtlayarak karşılık vermiştir.


1975ten ambargonun kaldırıldığı Eylül 1978e kadar görev yapan tüm Türk hükümetlerinin temel hedefi ambargonun kaldırılması yönünde çaba göstermek olmuştur. 1978de iktidara gelen CHP Hükümeti de ambargonun kaldırılması için çaba sarf etmiştir. ABD ambargosu, Türk ordusunun operasyonel kabiliyetlerine çok büyük darbe vurmuş, Yunanistanla Ege sorunları yüzünden ortaya çıkan krizlerde Türkiyenin durumunu zorlaştırmıştır.

1978de ambargo kaldırılsa bile Kongrede özellikle Rum ve Ermeni lobilerinin faaliyetleri sonunda, ABDnin Türkiyeye ve Yunanistana yapacağı yardımlarda 7/10 oranını uygulama kararı alındı. Bu kararla Türkiyeye yapılacak her 10 birim yardım için Yunanistana da 7 birim yardım yapılmasının benimsenmesi, Ankarada memnuniyetsizlikle karşılanmıştır.


Türkiyenin artan ekonomik zorluklarının aşılması yolunda, Batı ülkelerine daha güçlü mesajlar vermek için yeni dış politik manevralara da başvurulmuştur. Özellikle 1978de gündeme getirilen “Yeni Ulusal Savunma Doktrini” dikkat çekicidir.

 Türkiyeye yönelik tehdidin Kuzeyden (SSCB kastediliyor) değil, Batıdan (Yunanistan kastediliyor) geldiği tezine dayalı bu yaklaşım Türkiyenin NATO üyeliğini ve Batı bağlantısını örtülü bir biçimde sorgulayan unsurlar içeriyordu. Hiçbir zaman tam olarak uygulanmaya konulmasa da ihtiyaç duyulduğu takdirde, Türkiyenin dış politikasını daha da revize edebileceğini Batılı başkentlere iletmekteydi.


Ambargonun 1978de kaldırılmasından sonra TürkAmerikan ilişkilerinde eski sıcaklık tabiatıyla hemen oluşmadı. Bunun sağlanması, ABDnin Türkiyenin beklentilerini karşılama yolunda daha önemli adımlar atmasıyla olacaktır.

1979 yılında gerçekleşen Iran İslam Devrimi ve Afganistanın SSCB tarafından işgali gibi gelişmeler Türkiyenin ABDnin bölgedeki faaliyetleri açısından sahip olduğu stratejik önemi artıracaktır. Bu çerçevede Türkiyenin siyasal ve ekonomik olarak içinde bulunduğu istikrarsızlıktan çıkartılması Batı için tekrar büyük önem kazanacaktı.

 

 

Atatürk İlkeleri Ve İnkılap Tarihi 2 Eğitim Seti İçin Tıklayınız...