Açıköğretim Adalet
Adalet 1. Yarıyıl Dersleri
Adalet 2. Yarıyıl Dersleri
Adalet 3. Yarıyıl Dersleri
Adalet 4. Yarıyıl Dersleri
Eğitim Setleri
Eğitim Videoları
İçerik Tarihi: 23-01-2014

Türkiye Cumhuriyetinde 1950-1960 (Demokrat Parti) Dönemi Konusu

Türkiye  Cumhuriyetinde 1950 1960 (Demokrat  Parti ) Dönemi Konusu


Çok partili sisteme geçişin dördüncü yılında yapılan seçimlerle iktidarın el değiştirmesi Türkiye ile ilgilenen ülkelerde büyük ilgi uyandırmıştır. Türk İnkılabının fikri kaynaklarından Fransada “Türkler bilinçli yapmışlar ise dört yılda dört yüz yıllık gelişme kaydettikleri” yorumları yapılmıştır.


22 Mayısta cumhurbaşkanı seçilen Celal Bayarın parti başkanlığını bırakması ile cumhurbaşkanının partisiz olması şeklen de olsa sağlanmış oldu. Hükümeti Adnan Menderes kurarken Refik Koraltan, TBMM başkanlığına seçildi.

Yeni hükûmet dış politikada değişiklik olmayacağını, mevcut sözlere bağlılığın devam edeceğini ilan ederken ekonomide yabancı sermayeye imkân tanınacağı, üretimin artırılmasına çalışılacağı belirtildi. Sosyal meselelere ağırlık verilerek işçilerin grev haklarının verileceği, ücretli izin ve tatil hakkı tanınmasının yanı sıra genel af kanunu çıkarılması vaat ediliyordu.

 Antidemokratik bütün kanunların elden geçirileceği belirtilirken temel hak ve hürriyetler konusunda da anayasal düzenlemeler yapılacaktı. Demokrat Partinin Eylül ayında yapılan Belediye seçimlerinde 600 belediyenin 560 tanesini kazanması desteğin köklü olduğunu ortaya koymuştur.

 Nitekim Ekim ayında yapılan ve İl Genel Meclis Üyeleri seçiminde de 67 ilden 55inde çoğunluğu Demokrat Parti kazanarak ülke çapında kendine duyulan güveni her kesime göstermiştir.


Hükümetin 14 Temmuz 1950 tarihinde çıkardığı Af Kanunu olumlu karşılanmasına karşın toplumsal barış açısından şartları tam olarak hazırlanmadığı için beklenen etkiyi gösterememiştir.

 İşçilerin mali ve sosyal haklarını iyileştirme hedefi ile 1952de Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu kurulmuştur. Eylül 1950de eğitime siyaset sokulmasını önlemek adına öğretmenlerin politika yapmaları yasaklanırken üniversitelerdeki siyasi fikir hareketleri kontrol altına alınmaya çalışıldı.

 Üniversite hocalarının da siyaset yapmaları önlendi. Okullarda din derslerinin mecburi hâle getirilmesi muhalefetin tepkisini çekerken kamuoyunun hassas olduğu din konusu iktidar ve muhalefet arasında daimi bir polemik konusu hâline gelecektir.


Demokrat Partinin ilk yıllarında tarımda makineleşme ve uygun iklim koşullarının desteğiyle ürün artışının sağlanması ve kırsal kesimdeki kitlelerde göreceli bir zenginlik ve refah ortamı oluşturmuştur. Ancak makineleşmenin ithale dayalı olması ve zaman içinde yedek parça sıkıntısı başta olmak üzere çiftçilere sağlanan desteğin devamlı olamaması gibi etkenlerle iyimserlik yerini tedirginliğe bıraktıracaktır.


19501960 döneminde iktidar ve muhalefet söylemleri, şikâyetleri aynı kalmış ancak tarafların rolleri değişmiştir. Seçim sisteminde uygulanan yöntemin değiştirilmesi, iletişim araçlarının iktidarın tekelinden kurtarılması beklentisi aynı kaldı. Mahallî yöneticilerin iktidarın sözcüsü gibi davranmalarına, mecliste muhalefete söz hakkı verilmemesine kadar şikâyetler aynı kaldı. Ancak bu dönemde şikâyetçi olan taraf değişmişti. Ülkeyi 27 yıl tek başına yönetmiş olan Cumhuriyet Halk Partisi yeniden iktidara geldiğinde söz konusu değişiklikleri yapacağını ilan ediyordu. CHPnin seçimi kaybedip iktidardan düşmesine karşın parti yönetiminin aynı kalması parti içi muhalefetin şiddetlenmesine yol açtı.

 

Demokrat Parti yönetimi de ilk güven oylamasında 192 çekimserle karşılaştı. Demokrat Parti yöneticileri de partilerinin özünde CHPye muhaliflerin ittifakı olduğu gerçeğiyle yüzleşmek durumunda kalmıştır. İttihat Terakki Partisinin II. Ab dülhamide muhalefetinden itibaren âdeta kronikleşen iktidara karşı olmakta birleşen muhaliflerin işbaşına gelince hemen farklı gruplara ayrılmaları burada da aynı şekilde ortaya çıkmıştır.


Demokrat Partinin, CHPye ait malların devletleştirilmesi tehdidini de kullanarak muhalefeti etkisizleştirme çabaları tedirginlik yaratmıştı. 15 Aralık 1953 te kanun çıkarılması iktidar muhalefet ilişkilerini son derece olumsuz etkiledi. Demokrat Parti iktidarının başında ordunun üst kademesinde değişiklikler yaparak eski dönem ile bağlantısı olmadığını düşündüğü isimleri ordu yönetimine getirmiştir.

Demokrat Partinin gerçekten iktidar olma çabaları olarak değer kazanmakla birlikte neticeye etki edemediği görülecektir.
19501954 arası dönemdeki ekonomik rahatlama sandığa da yansıdığı için Demokrat Parti 1954 seçimlerinde oy oranını arttırarak (%57) meclisin tek hâkimi hâline geldi. Ancak bu durum hükümetin basın, üniversite ve muhalefeti dikkate almama eğilimini güçlendirdi. Bu manzara muhalefet kadar tarafsız kesimleri de endişeye sevk edecek bir noktaya yöneldi. Yargı ve üniversitede 25 yılını dolduranları geçici olarak görevden alma ve bir dönem sonra emekli etme yetkisinin yanına devlet memurlarının da geçici olarak işten el çektirme yetkisinin hükümette toplanması bu endişeleri güçlendirdi.

 Yapılanları yargı ve bürokrasiyi hükûmet denetimine almak olarak niteleyen muhalefet acil bir güç birliği arayışına yönelirken Demokrat Parti içindeki muhalefeti de güçlendirmekteydi. Nitekim parti içi demokrasi ve basın politikaları konusundaki kaygılarını cumhurbaşkanı ile paylaşmaları da netice getirmeyince, parti içi muhalifler Hürriyet Partisini kurarak siyasete yeni bir çatı altında devam kararı almışlardır.


1955 Kıbrıs olayları iktidar ve muhalefeti bir araya getirmiştir. Ancak düzenleyenleri net olarak ortaya çıkarılamayan 67 Eylül olayları dokuz ay sürecek bir sıkıyönetim sürecini doğuracaktır.

Yunanistan ile ilişkileri gerginleştireceği gibi uluslararası alanda Türkiye için olumsuz bir imaj oluşturacaktır. Siyasi parti toplantıları için izin alma zorunluluğu kadar toplantıların resmî görevlilerin de katılımıyla yapılacağı yolundaki hüküm muhalefeti sisteme yönelik eleştiri ve öneriler konusunda yeni alternatifler ortaya koymaya yöneltmiştir. Anayasa değişikliğiyle iki meclisli sistemin getirileceği, 1950 sonrası çıkan demokrasi karşıtı kanunların iptal edileceği, seçimlerde yapılan yolsuzlukların cezalandırılacağı, hayat pahalılığı ile mücadele ve eski yöneticilerin icraatlarına yönelik soruşturmaların süratle sonuçlandırılacağı bütün muhalefet taraflarının ortak ajandası olarak ilan edildi.


Demokrat Parti içinde de basında yer alan tenkitlerin ispat edilmesine imkân verilmesini isteyen muhalefet gurubu güç kazanırken hükûmet, gazeteciler üzerindeki kontrolünü artırma yoluna gitti. Cumhuriyet Halk Partisi, Cumhuriyetçi Millet Partisi ve Hürriyet Partisinden oluşan muhalefet kanadı ise 1957 seçimleri öncesinde demokrasiyi gerçekleştirmek için “yeni bir anayasa yapılması, seçimlerde nispi temsil sisteminin uygulanması, Senato kurulması, işçilere grev hakkının verilmesi ve hürriyetlerin garanti altına alınması” esaslarında uzlaştı. Bu aşamada muhalefetin önceliğinin hükûmetin icraatının kontrol edilmesi olduğu görülmektedir.

 Hükümet partisinin önceliği ise tabii olarak iktidarda kalmak idi ve bunu sağlamak için birtakım düzenlemeler yaptı. Seçim öncesi son altı ayda parti değiştirenlerin seçime girmeleri engellendiği gibi seçim ittifakını ortadan kaldıracak düzenlemeler yapıldı. Bütün bu çekişmeler ortamında muhalefet partisinin adaylarının %85inin parti teşkilatı tarafından belirlenmiş olması seçim sonuçlarını değiştirecek kadar etkili olmasa da parti içi demokrasinin gelişmesi bakımından altı çizilecek bir gelişmedir.

 

demokrat partisi

 

Ekonomik olumsuzlukların da öne çıkmaya başlamasıyla 1957 erken genel seçimlerinde Demokrat Partinin oyların %47.70i ile 424 milletvekili, Cumhuriyet Halk Partisi ise %40 oy ile 178 milletvekili, Millet Partisi %7.19 oy ile 4, Hürriyet Partisi ise %3.85 oy ile 4 milletvekili çıkarabildi. Mevcut seçim sistemi dolayısıyla ortaya çıkan bu manzara çok partili sürecin başında değiştirilmek istenilen bir sistemin sonucu idi.
Hükûmetin muhalefeti ve destek olan kaynakları engellemeye yönelik tedbirleri arttırdığı bu dönemde basın ve muhalefet kadar onlara destek olan diğer kesimlere karşı tavır alındı. Meclis çalışmalarını tamamen hükûmetin kontrolü altına verecek düzenlemeler muhalefetin meclis çalışmalarını boykot etmesine rağmen kabul edildi. Anayasa hukukçularının hükûmetin düzenlemelerinin anayasaya aykırı olduğunu iddiasıyla bu tartışmalara katılması üniversiteyi de sürecin bir parçası haline getirdi.


Seçimlerden sonra bazı subayların hükûmete karşı komplo hazırlığında oldukları iddiası ortalığı karıştırdı. Subayların mali durumlarını iyileştirme çabalarının onları siyasete karışmaktan uzak tutacağı beklentisindeki hükûmet çevreleri şaşkınlığa uğradı.

 Ancak iddiasını ispatlayamayan ihbarcı subay cezalandırıldı. 19571960 dönemi %200lük bir enflasyon ile ekonomik bozulmalar konusunda hükûmet için ciddi bir ihtar olurken muhalefet dış yardım olmaksızın hükûmetin ekonomi çarkını döndüremeyecek durumda olduğunu iddia etmeye başlamıştır. İlişkilerde gelinen bu nokta hükûmetin muhalefete karşı tavrını sertleştirmesine de etki etmiştir. Nitekim hükûmet, muhalefetin faaliyetlerini bir düşmanlık gösterisi olarak niteleyecek ve devlet memurlarının da üye olabileceği “vatan cephesi” kurulması çağrısı yapacaktır.

Devlet memurlarının siyaset yapmasını engellemek için düzenlemeler yapan hükûmetin bu hamlesi siyasi çekişmenin geldiği noktayı göstermek bakımından anlamlıdır. Muhalefetin en etkili yayın organı Ulus Gazetesi geçici olarak kapatılırken Cumhuriyet Halk Partisi başkanmın illerdeki propaganda gezilerinde çeşitli şekillerde problemler yaşanmaya başlamıştır. 19541958 döneminde hüküm giyen gazeteci sayısının 238e ulaşması ise sıkıntının boyutları hakkında bir fikir verecektir.


1959 yılı gerginliklerle doludur. Millet Partisi Başkanı Osman Bölükbaşı yaptığı bir konuşma dolayısıyla hapis cezasına çarptırılırken, hükûmet muhalefetin vatandaşları isyan ve ihtilale teşvik ettiğini iddia ediyordu. Buna mukabil muhalefet de hükûmeti dini siyasete alet etmekle suçluyordu. Hızla kötüye giden gelişmelerin sonunu ise İsmet İnönünün “şartlar tamam olduğu zaman ihtilaller milletler için bir haktır” sözü göstermiştir. İktidar ve muhalefet ve toplumun geneli için gidilen yol bir çıkmaz sokaktı. Halkın oyu ile seçilen bir partiye iktidarı devredebilme erdemini göstererek tarihe geçen siyaset ve devlet adamları darbeyi meşrulaştıran bir söyleme yönelmişlerdi.

Bu durum Türkiyedeki iktidar kavgasının geldiği noktayı göstermektedir. Karşılıklı olarak zaman zaman diyalog arayışları olmuşsa da hükûmet, muhalefetin halkı ve askeri kışkırtma faaliyetlerini soruşturmak için bir “tahkikat komisyonu” kurarak muhalefet ile arasındaki diyalog kapısını kapatmıştır. Hükûmetin komisyonu eleştirenleri meclis çalışmalarından men etmesi hem anayasa hukukçuları hem muhalefet tarafından tepkiyle karşılanmıştır.

Üniversite öğrencilerinin protesto yürüyüşlerinin İstanbul ve Ankarada yoğunlaşması sıkıyönetim ilanı ile karşılanmış ancak harp okulu öğrencilerinin de hükûmet aleyhindeki yürüyüşlere katılması işleri içinden çıkılmaz bir şekle sokmuştur.


Hükûmet gelen tepkiler ve ortamın iyice gerilmesi üzerine Tahkikat Komisyo nunun çalışmalarını bitirdiğini, sıkıyönetimin normale döneceğini açıklayarak ortamı yumuşatmaya çalıştı. Türkiye Büyük Millet Meclisi ise seçim kanununda düzenlemelerin yapılmasını isteyen muhalefet önergesini gündemine aldıktan sonra tatile girmişti. Ancak bu noktada ordunun aktif mesaisinin başladığı görüldü. Kurmay Albay Alpaslan Türkeşin 27 Mayıs sabahı radyodan okuduğu bildiri ile “Türk Silahlı Kuvvetleri memleketin idaresini ele almıştı”.


İktidar ve muhalefet partilerinin yönetici ve taraftarlarının demokrasinin temel evrensel değerlerini içselleştirememelerinden kaynaklanan siyasi ve sosyal çatışmalar Türk siyasi hayatında resmî veya gayriresmî belli aralıklarla tekrar edilecek bir müdahale alışkanlığını ortaya çıkardı. Siyasetçilerin kendi aralarında demokratikleşme sürecinin tıkanıklıklarını aşamadıkları noktada devreye asker girmektedir.

 

 

Atatürk İlkeleri Ve İnkılap Tarihi 2 Eğitim Seti İçin Tıklayınız...