Açıköğretim Adalet
Adalet 1. Yarıyıl Dersleri
Adalet 2. Yarıyıl Dersleri
Adalet 3. Yarıyıl Dersleri
Adalet 4. Yarıyıl Dersleri
Eğitim Setleri
Eğitim Videoları
İçerik Tarihi: 23-01-2014

Türkiye'nin Natoya Girişi Konusu

Türkiye'nin Natoya Girişi Konusu


Türkiyenin 1949 da kurulan NATOya (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üyeliği Batı Bloğuna eklemlenmesinin en önemli adımı oldu. Türkiye, örgütün kurulduğu 1949dan itibaren üye olmak için girişimlerde bulundu. Mayıs 1950de CHP Hükümeti ve Ağustos 1950de ise yeni kurulan Demokrat Parti Hükûmetinin yaptığı başvurular reddedildi. İttifakın özellikle Kuzey Avrupalı üyeleri Türkiyenin üyeliğe kabulünün örgüte gereksiz bir yük ve sorumluluk getireceğini düşünmekteydiler. NATO üyeliğinin sağlanması için DP döneminde çabalar yoğunlaştırıldı.

 Hatta bunun için Birleşmiş Milletlerin çağrısı üzerine, saldırgan Kuzey Kore birliklerine karşı, Güney Korenin yanında savaşmak üzere Koreye 1950de bir Türk birliği gönderildi. Hükümet Koreye asker gönderme kararını, yürürlükteki 1924 Anaya sasının, yurt dışına asker göndermek konusunda TBMMye bir yetki vermemiş olmasından dolayı, bir Bakanlar Kurulu kararıyla aldı. Daha sonraki anayasalarda, bu yetki de münhasıran TBMMye verilecektir.


1951 yılında şartların değişmesi; (SSCBnin nükleer kapasitesinin artması, Yugoslavyanın SSCB ile ilişkilerinin bozulması, Çinde ve Korede görüldüğü gibi komünizmin yayılmasından duyulan endişe) gibi nedenlerle Türkiye ve Yunanistanın NATOya alınması fikri taraftar kazandı. Yapılan görüşmeler sonucunda her iki ülke de 18 Şubat 1952de NATOya üye oldular.
NATO üyeliği Türkiyeyi askerî olarak da Batı Blokunun bir üyesi hâline getirdi.

Bu süreçte Türk ordusu hızla Amerikan silahlarıyla donatıldı, eğitimden savunma stratejisine kadar her alanda NATO standartları ve uygulamaları benimsendi. Bunun yanı sıra Türkiyenin birçok yerinde, NATO kararları ve ABDyle yapılan ikili anlaşmalara dayalı biçimde, esas olarak Amerikalılarca kullanılan NATO üsleri ve tesisleri kuruldu. Binlerce Amerikan askerî ve sivil personeli ülkeye geldi.

 Türkiyedeki Amerikan askerî varlığı ve bunlardan kaynaklanan sorunlar özellikle 1960larm ortalarından itibaren TürkAmerikan ilişkilerinin en temel meselelerinden biri olacaktır. Bununda ötesinde, Türkiyenin NATO üyeliği ve ABD ile ilişkileri iç siyasetin de önemli gündem maddelerinden birini oluşturacaktır.


Türk Devlet adamlarının Türkiyenin Natoya girişinden beklentilerini okumak için Mehmet Sarayın hazırladığı, Türkiyenin Natoya Girişi, 3Cumhurbaşkanı Celal Bayarın Hatıraları
1950ler Türk dış politikasında ABD eksenli davranış biçiminin en yoğun biçimde görüldüğü bir dönem olmuştur.

Bu süreçte Türkiye, özellikle Orta Doğu gelişmelerini yeterince bağımsız şekilde gözlemleyememiştir. Orta Doğuda 1950lerde yükselişe geçen Arap milliyetçiliğinin antiemperyalist ve sosyalist söylemi, Türkiye tarafından SSCBnin Orta Doğuya sızma politikalarının yeni bir yöntemi olarak görülmüştür.

Yeni bağımsızlığını kazanan ve sömürgeci geçmişten kopmak isteyen Mısır, Suriye gibi ülkelerdeki Batı karşıtı, Arap milliyetçisi yönetimler ise takip etmeye başladığı politikalar dolayısıyla Türkiyeyi bölgede âdeta ‘ ABDnin bölgesel temsilcisi” gibi yorumlamışlardır. Bilhassa, PanArabizm (Arap Birliği) düşüncesinin öncü isimlerinden Mısır Lideri Cemal Abdünnasırın Türkiyeye yaklaşımı olumsuzdu.

Türkiyenin İsraille diplomatik ilişkiler kurması ve anlaşmalar yapması tepki çekiyordu. 1955 yılında kurulan Bağdat Paktı gibi ABD yanlısı oluşumlara önderlik etmesi ve 1957de Suriyeye müdahale tehdidinde bulunması, Orta Doğuda ABDye mesafeli ülkelerdeki olumsuz Türkiye algısını derinleştirmiştir.

 Mısırla îs railİngiltere ve Fransa arasında 1956da yaşanan Süveyş krizinden sonra, ABD Başkanı Dwight Eisenhowerm 1957de ilan ettiği; talep eden Orta Doğu ülkelerine ABDnin askerî yardım yapmasını öngören doktrini desteklemesi de Mısır başta olmak üzere bazı bölge ülkeleriyle ilişkilerinin gelişmesine engel olmuştur. Bu durum, 1960ların ortalarında aşağıda değinilecek olan yeni dış politika anlayışının benimsenmesine kadar devam edecektir.


Bu dönemde TürkiyeSSCB ilişkileri de hayli sorunludur. SSCBde Stalinin 1953te ölümünden sonra iktidara gelen yeni yönetim, II. Dünya Savaşı sonrasında Türkiyeye karşı izlenen politikanın yanlışlığını görerek, taleplerinden vazgeçtiğini bildirmesine rağmen artık kendisini Batı Blokuyla özleştirmiş olan Türkiyeden sıcak bir karşılık görmemiştir. Türkiyenin SSCB karşısındaki bu mesafeli tavrı 1950lerin sonunda değişme eğilimine girmiştir.

 ABD yönetiminin, Türkiyenin daha fazla ekonomik yardım talebine olumsuz yaklaşması, Menderes yönetiminin SSCB ile en azından ekonomik açıdan temas kurmaya çalışmasına yol açmıştır. 1960 yılında ilişkileri daha iyi bir noktaya çekebilmek için Başbakan Menderesin Moskovayı ziyaret etmesi planlandıysa da 27 Mayıs Askerî Darbesi sebebiyle bu ziyaret gerçekleşememiştir. TürkiyeSSCB ilişkilerinin gelişmesi ancak 1964 sonrasında olacaktır.

 

 

 

Atatürk İlkeleri Ve İnkılap Tarihi 2 Eğitim Seti İçin Tıklayınız...