Açıköğretim Adalet
Adalet 1. Yarıyıl Dersleri
Adalet 2. Yarıyıl Dersleri
Adalet 3. Yarıyıl Dersleri
Adalet 4. Yarıyıl Dersleri
Eğitim Setleri
Eğitim Videoları
İçerik Tarihi: 17-01-2014

Zararın Tazmini İle İLgili Düzenlemeler Konusu

ZARARIN TAZMİNİ İLE İLGİLİ DÜZENLEMELER VE HİZMET KUSURUNUN AĞIRLIĞININ ROLÜ KONUSU


Memurlar Devlete ve Kişilere Memurlarca Verilen Zararların Nevi ve Miktarlarının Tespiti, Takibi, Amirlerin Sorumlulukları, Yapılacak Diğer İşlemler Hakkında Yönetmeliğin 4. maddesinde görevlerini dikkat ve itina ile yerine getirmek, devlet malını korumak ve her an hizmete hazır halde bulundurmak için gerekli tedbirleri almakla görevli ve sorumludurlar. Memurlar, bu görev ve sorumluluklarının yerine getirilmemesi sebebiyle doğan zararları tazminle mükelleftirler. Zararların tazmin edilmesinin usul ve esasları da yine bu yönetmelikle düzenlenmiştir. Ancak, Sayıştay’a karşı sorumlu olanların yükümlülükleri ve zararları tazmin usul ve esaslarının bu yönetmeliğe tabi olmayacağı belirtilmiştir. Memurun kasıt, ihmal veya tedbirsizliği sonucu idarenin malca uğradığı zararın ilgili tarafından rayiç bedel üzerinden ödenmesi esastır. Zararın ödettirilmesinde esas alınacak rayiç bedelin tespitinde, demirbaş defterine alındığı tarihteki değeri de belli edilmek suretiyle kayıtlı bulunan veya demirbaş defterinde kayıtlı olmakla beraber değeri belli olmayan veya teberru yoluyla veya başka suretle Devlete mal edilen mallarda zarar söz konusu ise ait oldukları kurumlarca üç kişiden az olmamak üzere teşkil edecek bir heyet tarafından zarara uğrayan malın rayiç değeri; piyasa araştırması yapılmak, ticaret odaları ile belediyelerden bilgi istenmek suretiyle belirlenir ve ondan sonra zararın miktarı tespit edilir. Zarar gören devlet malı eğer amortismana tabi mallardan ise rayiç bedelden amortisman payı düşülür.

Tarihi ve bedii değeri olan her nevi eşya ve mallarda bir zarar söz konusu ise bilirkişilerden oluşan (eski eser uzmanları) bir heyet tarafından önce eserin değeri, ondan sonra husule gelen zararın miktarı tespit edilir. Hizmet kusurlarından doğan zararların miktarı, kurum ve kuruluşların en üst yöneticilerinin belirleyeceği iki kişi ile zarara sebebiyet veren memurun ilk amirinden oluşan üç kişilik bir heyet tarafından belirlenir (Anılan Yön. md.5).


Manevi zararlar bakımından zararın tazmini ise, memurun kişisel kusurunun bulunduğu durumlarda kusur oranına göre meydana gelen zarardan memurun sorumluluğu doğacaktır. Yönetmelikte yukarıda açıkladığımız esaslara göre tespit edilen zarar miktarının, en alt derecenin birinci kademesinde bulunan memurun brüt aylığının yarısını geçmediği hallerde memurun kabul etmesi kaydıyla zarar disiplin amiri veya yetkili disiplin kurulu kararına göre memurca ödenmesi düzenlenmiştir. Ödemeyi kabul etmeyen memurların verdikleri zararlar hükmen tahsil edilir. Bu miktarı aşan zararlar, işin icabına ve genel hükümlere göre sorumlulardan sulh yolu ile veya hükmen tahsil edilir.

En alt derecenin birinci kademesinde bulunan memurun brüt aylığının yarısını geçmeyen zararlar, ödemeyi kabul edenler hakkında disiplin amiri veya yetkili disiplin kurulunca verilen kararların kesinleştiği tarihi izleyen aybaşından itibaren kararda belirtilen esaslara göre, memurların aylıklarından kesinti yapılmak suretiyle tahsil edilir. Zararın ödenmesinin sulh yolu ile sağlanması halinde sulh işleminin kesinleştiği tarihi izleyen aybaşından itibaren anlaşma esaslarına göre memurların aylıklarından kesinti yapılır. İdarenin cebri icra yolu ile zararın tazminini hükmen memurundan yapabilmesine olanak veren bu düzenleme hukuka aykırıdır.


Hizmet kusurunun ağırlığının rolüne gelince, DMK md. 12’de kastedilen zarar; gerek memurun doğrudan doğruya idareye vereceği zararlar, gerekse idareyi bu zararları tazmin etmek zorunda bırakarak sebep olduğu zararlardır. İdarenin tazminat ödemesi durumunda DMK md 13/son’da düzenlenen idarenin rücu hakkı doğacaktır. Bu durumda idarenin rücu hakkını kullanabilmesi için kamu personelinin kusurunun şahsi olmasının yanında ağır da olması gerekmektedir. Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere Alman Sistemi’nden ilham alınmıştır. Görevlere ilişkin ödevlere aykırılık kamu personelinin sorumluluğunu gerektirmektedir. Kendisine düşen görevlere aykırı davranışlarda bulunursa, personel üçüncü kişilerin uğradığı zararları karşılamakla yükümlüdür. Hafif kusura nazaran daha yoğun bir kusuru ifade eden ağır kusur, makul bir idarenin de aynı hal ve şartlarda işlemeyeceği bir kusurdur. Aşikar derecede ağır ve çok önemli bir kusur olup ancak kötü bir idarenin işleyebileceği kusur da olağanüstü kusur olarak değerlendirilmektedir, Kolluk, sağlık ve savunma gibi hizmet ve faaliyetlerde idarenin kusurunun ağır olması şartı aranmaktadır, İdarenin sorumlu tutulabilmesi için aranan kusurun belli bir yoğunlukta olması şartı idarenin her an zarara sebep olma korkusu ve bunu tazmin tehdidi altına bulunarak hizmeti gereği gibi yürütmekten kaçınmasına zemin hazırlayabilir, Hizmet kusurunun ağırlığını belirleme konusunda; hizmetin yürütülmesinde idarenin karşılaştığı güçlükler, hizmetin sosyal önemi, zarara uğrayan şahsın durumu, zararın ihtimal derecesi, idarenin sahip olduğu imkan ve araçlar, hizmetin yerine getirilme zamanı ve yeri gibi veriler ölçü alınmaktadır,


Kamu görevlisinin zararı tazmin yükümlülüğü altına girebilmesi için; a) zararın mevcut olması, b) zararın doğrudan doğruya memurun fiilinden doğması, c) zararın mücbir sebepten hasıl olmaması gerekir, Kamu görevlisinin işlediği haksız fiil nedeniyle zarara uğrayan idare tarafından açılan tazminat davasının adli yargı yerinde görülmesi gerekir, İdare uğradığı zararı re’sen tahsil edemez, Bu yönde bir uygulama yapılmışsa idari yargı yolu ile re’sen tahsil işlemin iptali gerekir (D,5,D,, E.1991/345, K.1994/1571).
Belirtelim ki, yürütmenin durdurulması veya iptale ilişkin idari yargı kararlarının kasten uygulanmaması kişisel kusur da oluşturabilir (İYUK md,28) ilgilinin cezai (TCK md,256 vd,) ve disiplin sorumluluğu da doğar,


Yine önemle belirtmeliyiz ki, 6100 sayılı yeni Hukuk Muhakemeleri Kanununda (Kabul Tarihi: 12/1/2011), ölüm veya vücut bütünlüğünün yitirilmesinden doğan zararların tazmini davalarında görev konusu düzenlenmiş ve idari işlem veya eylemlerden kaynaklanan cismani zararların tazmini için asliye hukuk mahkemelerinde dava açılması kuralı getirilmiştir (md,3/1), Sözkonusu hüküm şöyledir; “Her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine yahut kişinin ölümüne bağlı maddi ve manevi zararların tazminine ilişkin davalara asliye hukuk mahkemeleri bakar. İdarenin sorumluluğu dışında kalan sebeplerden doğan aynı tür zararların tazminine ilişkin davalarda dahi bu hüküm uygulanır. 30/1/1950 tarihli ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu hükümleri saklıdır ”, Bu yaklaşımın idari yargı adli yargı ayrımını ve ihtisaslaşmayı öngören anayasal sistemin özüne ve anayasanın ruhuna aykırı olduğu kanısındayız.


Tazminat miktarının belirlenmesinde istihdam edenin mesuliyeti olarak Borçlar Kanunu md,66 hükmü uygulanmaktadır, Anılan hükme göre “Adam çalıştıran, çalışanın, kendisine verilen işin yapılması sırasında başkalarına verdiği zararı gidermekle yükümlüdür.


Adam çalıştıran, çalışanını seçerken, işiyle ilgili talimat verirken, gözetim ve denetimde bulunurken, zararın doğmasını engellemek için gerekli özeni gösterdiğini ispat ederse, sorumlu olmaz.


Bir işletmede adam çalıştıran, işletmenin çalışma düzeninin zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğunu ispat etmedikçe, o işletmenin faaliyetleri dolayısıyla sebep olunan zararı gidermekle yükümlüdür.


Adam çalıştıran, ödediği tazminat için, zarar veren çalışana, ancak onun bizzat sorumlu olduğu ölçüde rücu hakkına sahiptir.”, Dolayısıyla mâli mesuliyete ilişkin anlatılan bilgileri bu yeni durumla birlikte değerlendirmek gereklidir,
 



Memur Hukuku Eğitim Seti İçin Tıklayınız...