Açıköğretim Adalet
Adalet 1. Yarıyıl Dersleri
Adalet 2. Yarıyıl Dersleri
Adalet 3. Yarıyıl Dersleri
Adalet 4. Yarıyıl Dersleri
Eğitim Setleri
Eğitim Videoları
İçerik Tarihi: 13-01-2014

Zimmet Konusu

Zimmet Konusu


TCK’nın 247. maddesine göre “Görevi nedeniyle zilyedliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçiren kamu görevlisi” cezalandırılır.


Zimmet, özünde kamu görevlisi tarafından işlenen bir güveni kötüye kullanmadan ibarettir.
Zimmet suçunu öngören norm ile sadece kamu görevlilerinin doğruluğu ve dürüstlüğüne ilişkin devlete ait menfaatler değil, aynı zamanda kamu idaresinin malvarlığına ilişkin menfaatleri de korunmaktadır.


A. Zimmet suçunun işlenebilmesi için, herşeyden, önce, zimmetin maddî konusunu oluşturan malın zilyedliğinin faile görevi nedeniyle devredilmiş olması veya failin görevi nedeniyle malın koruma ve gözetimiyle yükümlü bulunması gerekir. Bütün bunlardan maksat, failin bu mala görevi nedeniyle zilyet olmasıdır. Bu itibarla zimmet suçunun işlenmesi için malın resmen teslimi gerekmez. Dolayısıyla bir maldan resmen sorumlu olmayanlar da bu suçu işleyebilirler; yeter ki, zimmete geçirilen mala görevleri nedeniyle zilyet olsunlar. Örneğin, resmî dairede bulunan eşyalar genellikle bir kişinin sorumluluğu altında ise de, diğer kamu görevlilerinin bunlar üzerinde zimmet suçunu işlemeleri imkânsız değildir.
 

Ancak görevi nedeniyle zilyet olmadığı bir malı alan kamu görevlisi, örneğin, hırsızlık suçundan sorumlu olabilirse de, zimmet suçunu işlemiş sayılmaz.
Öte yandan zilyetliğin devrinin görev nedeniyle olması gerekir. Ayrıca kamu görevlisi de bunu kabule yetkili olmalıdır. Bu yetkinin mutlaka kanundan kaynaklanması şart değildir; idarî düzenlemeler veya işlemlerle de kamu görevlisi devri kabule yetkili kılınmış olabilir. Yetkinin devamlı olması da gerekmez.
 

Şu halde, görevi nedeniyle değil, fakat kamu görevlisine duyulan kişisel güven sonucu zilyetliği devredilen mal üzerinde zimmet suçu işlenemez. Çünkü burada “kamu idaresi”ne duyulan güven değil, kamu görevlisinin kişiliğine duyulan güven ihlâl edilmektedir ve diğer şartları da varsa güveni kötüye kullanma suçu söz konusu olabilir.
Nihayet, sadece zilyetliği devredilmiş olan şey zimmete geçirilebilir. Bu nedenle örneğin, posta nizamlarına aykırı olarak zarfa konan paranın alınması, bu para tevdi edilmiş sayılamayacağından, aksini savunanların varlığına rağmen, zimmet değil, hırsızlıktır.

B. Bu suç ancak kamu görevlileri veya bunlara benzetilenler tarafından işlenebilir. Kamu görevlisi olmayanların veya öyle sayılmayanların bu suça iştirak etmeleri mümkündür; yeter ki failin bu sıfatını bilsinler.
 

C. Zimmet suçunun maddî konusunu Kanun “mal” olarak belirlemiştir. Mal kavramı para, her türlü menkul kıymetler ve diğer malları kapsar. Paradan maksat, tedavülü zorunlu olan milli paralardan başka, yabancı paralar ve millî ziynet altınlarıdır.
 

Zimmete geçirilen şeyin her halde mal olması, yani mameleki bir değer taşıması gerekir.
247. maddeye göre zimmetin maddî konusunu oluşturan mal veya paranın devlete ait olması şart değildir; fertlere de ait olabilir. Esasen bu suç ile korunmak istenen sadece mülkiyet değil, aynı zamanda kamu görevlilerinin dürüstlüğüne ilişkin devlete ait menfaattir.
 

Zimmet suçunun konusunu oluşturan şeyin bireylere de ait olabileceği kabul edilince, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma (TCK. m.155, f.2) ile zimmet arasındaki farkı belirlemek gerekmektedir. Hakim görüşe göre; hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanmadan söz edilebilmesi için özel bir hizmet, yani hizmet akdine dayalı bir hizmet ilişkisi olmalıdır.
 

D. Zimmet suçunun maddî unsuru, bir kamu görevlisinin görevi nedeniyle zilyetliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü bulunduğu malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçirmesinden ibarettir.
 

Buradaki zimmete geçirmeden maksat, şey üzerinde, o şeyin zilyetliğini meşru gösteren nedenle bağdaşmayan bir kısım işlemlerde bulunmaktır. Bir başka deyişle, zilyetliğin fiilen mülkiyete dönüştürülmesidir. Bu nedenle şey üzerinde ancak malikin yapabileceği tasarruflardan birini yapma durumunda zimmetin maddî unsuru gerçekleşmiş olur.
 

Zimmete geçirilen şeyin karşılığının bulunması, zimmete geçirme unsurunu ortadan kaldırmaz. Çünkü karşılık (teminat) sadece idarenin gelecekteki muhtemel zararlarını garanti altına alır.
Üzerinde durulması gereken bir sorun da, kullanma zimmeti adı verilen durumda, yani memurun kendisine tevdi edilen şeyi, mal edinmek amacı gütmeksizin, geçici olarak kullanması durumunda zimmet suçundan söz edilip edilemeyeceğidir.
 

Malın kamu görevlisi tarafından bu şekilde kullanılması, idarenin amaçlarına engel olmuş veya bunları güçleştirmiş ise, zimmetin varlığı kabul edilmelidir.
Buna karşılık eli altında bulundurduğu paranın bir kısmını, derhal iade edebileceğini kesin şekilde bilerek geçici olarak kullanan kimsenin fiilinin zimmet sayılamayacağı, haklı olarak savunulmuştur.
 

Yürürlükteki kanun, zimmet suçunun, malın geçici bir süre kullanıldıktan sonra iade edilmek üzere işlenmesini cezayı azaltıcı bir neden saymak suretiyle kullanma zimmeti adı verilen durumu da zimmet olarak nitelendirmiştir (TCK. m.247, f.3).
 

Değinilmesi gereken bir diğer sorun da, müsamaha edilen zimmet denilen ve çok değersiz bir şeyin, örneğin, bir zarfın veya kurşun kalemin kamu görevlisi tarafından kendi özel ihtiyaçları için kullanılmasına ilişkin durumdur. Hâkim görüş bu gibi durumlarda zimmet suçunun oluşmadığı yolundadır. Bunun nedeni olarak, ya örf ve âdetin veya idarenin rızasının fiilin objektif hukuka aykırılığını ortadan kaldırdığı ileri sürülmektedir.
 

E. Zimmet suçu, zimmete geçirme fiillerinin gerçekleştiği anda tamamlanır. Ancak örneğin, avans olarak alınan paralar yönünden zimmetin tamamlanması, mahsubun yapılacağı zamanı gösteren hükümlere göre belirlenecektir.

TCK'nın 247. maddesinin 2. fıkrasında yer alan ağırlaştırıcı neden, 3679 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önce mûlga Ceza Kanununun 203. maddesinde yer alan “ihtilasen zimmet" durumundan ibarettir.
 

Bu suçun tamamlanması için zimmete geçirme fiilinin bir zarara neden olup olmaması önemli değildir. Çünkü zimmet fiili ile kamu görevlilerinin dürüstlüğüne ilişkin ve devlete ait olan menfaat ihlâl edilmiş olacaktır. Buna ayrıca maddî bir zararın da eklenmesi, sadece cezanın tayininde etkili olabilir.
 

Mislî şeylerde aynen iade değil misli ile iade söz konusu olduğundan, bu tür şeyler yönünden zimmetin tamamlanma anı şeyin iade edilmesi gerektiği andır.
Bu suça teşebbüs çok zordur. Zira zimmete geçirmekle suç tamamlanır.
 

F. Zimmet kasıtlı bir suçtur; taksirli şekli cezalandırılmaz. Genel kast yeterlidir; bunun için de failde zimmete geçirme bilinç ve iradesi bulunması gerekir. Kanun ayrıca özel kast aramamaktadır.
İşlendiği anda failde iade niyetinin bulunması suçu ortadan kaldırmaz. Zira iadenin fiilen gerçekleştirilmesi dahi, ancak cezayı azaltan bir neden sayılmıştır.
 

Zimmetten sağlanacak menfaatin mutlaka faile ait olması gerekmez. Zira Ceza Kanunu zimmet suçunun başkasının menfaatine de işlenebileceğini kabul etmiştir. Örneğin, kamu görevlisinin kendisine tevdi edilen parayı bir kimseye ödünç vermesi durumunda olduğu gibi.
 

Zorlayıcı nedenlerle zimmet durumuna düşülmesi halinde, zimmet suçu söz konusu değildir. Örneğin, kamu görevlisine tevdi edilen paranın çalınması veya yanması durumunda olduğu gibi.
 

G. Kanun, bu suçla ilgili olarak bir ağırlaştırıcı neden öngörmüştür.
TCK’nın 247. maddesinin 2. fıkrasına göre “Suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi halinde”, ceza artırılır.
Söz konusu ağırlaştırıcı nedenin uygulanabilmesi için, her şeyden önce zimmet fiilinin hileli davranışlara başvurularak işlenmiş olması gerekir. Ayrıca bu hileli davranışlar ilgili daireyi aldatacak nitelikte olmalıdır.
 

Başvurulan hile ayrıca sahtecilik suçunu oluşturduğunda, TCK’nın 42. maddesi gereğince faile sadece ağırlaştırılmış zimmet fiilinden dolayı ceza verilir.
 

H. Zimmet suçu ile ilgili olarak çeşitli cezayı hafifletici nedenler öngörülmüştür.
 

a. Zimmet suçunun, malın geçici bir süre kullanıldıktan sonra iade edilmek üzere işlenmiş olması (TCK. m.247, f.3).
Buradan Kanun, kullanma zimmeti adı verilen durumu cezayı azaltıcı bir neden saymıştır. Ancak bu, zorunlu bir azaltıcı neden değildir. Bu durumu cezayı azaltıcı bir neden kabul edip etmemek yargıcın takdirine bırakılmıştır. Zira hükümde “indirilebilir” denilmektedir.
 

b. Zimmete geçirilen malın aynen iade edilmiş veya uğranılan zararın tamamen tazmin edilmiş olması (TCK. m.248, f.1,2). Kanun iade ve tazminin, soruşturma başlamadan önce gerçekleşmesi halinde “verilecek cezanın üçte ikisi”nin (f.1), kovuşturma başlamadan önce gerçekleşmesi halinde “verilecek cezanın yarısı”nın (f.2) ve hükümden önce gerçekleşmesi halinde ise “verilecek cezanın üçte biri”nin (f.2) indirileceği hükme bağlanmıştır.
 

Söz konusu hafifletici nedenin uygulanması için zararın ödenmesi gerekir. Bu da zimmete geçirmeden doğan zararın ödenmesi veya zimmete geçirilen şeyin iade edilmesi biçiminde olabilir. Şeyin yerini göstermek iade sayılır. İade veya ödemenin gönüllü, yani kendiliğinden olması gerekir (TCK. m.248, f.2).
 

Ödemenin veya iadenin tam olması gerekir. Kısmî ödeme veya iade hafifletici nedenin uygulanması sonucunu doğurmaz. Ödeme ve tazmin fiilen gerçekleştirilmelidir. Bu konuda taahhütte bulunmak yetmez.

Zimmet fiili iştirak halinde işlenmiş ise, ortaklardan birinin sadece kendi payına düşeni ödemesi veya iade etmesi hafifletici nedenin uygulanabilmesi için yeterli değildir. Ödeme veya iade tam olmalıdır.
 

c. Zimmet suçunun maddî konusunu oluşturan malın değerinin az olması (TCK. m. 249). Suçun maddi konusunu oluşturan malın değeri suçun işlendiği zamana göre belirlenir. Bu hafifletici nedenin varlığı halinde, faile verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilir.

 

Ceza Hukuku Eğitim Seti İçin Tıklayınız...